|
Gelin başlayacak yağmurlarla birlikte ruhumuzu yıkayalım hep beraber, asitlerimizden, yağlarımızdan bizi ayıran katmanlardan, arınma şölenine döndürelim hafta başını. Bereket dediğimiz o yağmur ruhumuza güzellikler aşılasın, çürümüş, kokmuş yanlarımızdan tertemiz filizleri beslesin. O yağmur ki gönlümüzdeki tüm çiçekleri açtırsın. Üzerimizdeki negatif elektriği alsın gitsin. Ve artık her şey başka olsun… Güzel olsun... Bereketli olsun… Yürekli olsun… Akdeniz’in ortasında, güneşi görmek için başını denizden çıkartmış, parıldayan kılıcıyla kılıç balığına benzeyen, heybetli bir adada yaşıyoruz. Adada yaşamanın ayrıcalığına sahibiz ama günlük sorunlar arasında bunu farkedemiyoruz. Ya da hep unutuyoruz... İşte bazı günler vardır ki bu ayrıcalığa sahip olduğumuzu bize farkettiriyor. Özellikle de Pazarlar.. Deniz kokusuna ulaşabileceğimiz bir gün... Ya da sofralarımızda balığın olabileceği bir gündür... Sokaklarımızda, yürüyüş yaparken tarihimizi farkedebileceğimiz bir gün.. Pazar öyle bir gündür ki; sorunlarına eğilenler, sorunlarını ele alanlar, sorunlarını çözme gücünü kendinde bulanlardır. O kılıç balığına benzer halimizle haritada bile havaya kalkmış bir el gibi duran Karpaz'ın heybetine yansımış yüzyılların isyanları olsa da yüreğimizde . Bakmayın siz hep öyle kılıcını kaldırmış savaşta bir komutan gibi durduğumuza; o el yeri gelir yürekleri okşar; yeri gelir küçücük bir Ortadoğulu öksüz çocuğun başını okşar; yeri gelir Somalili bir çocuğa bir somun uzatır; yeri gelir taa tsunaminin vurduğu adalara uzanır; yeri gelir başucundaki Anavatanına sarılır; yeri gelir içeride kaynar halimize buz katar; bir deli sevdayla bağlıyız bu vatana. Yeri gelir, Kuzey'e kalkmış o Karpaz, zafer şarkılarını tamamlamış bir ozanın gururla sazını kaldırdığı el olur. Yeri gelir Akdeniz'in mavisinden fırlayan at gibidir yüreğimiz; Yeri gelir denize doğru koşar, denize haykırırız acılarımızı. Kendi kendimize patlamayı bildiğimiz gibi aydınlanmayı ve ışıldamayı da biliriz. Birbirimizi eleştirir, uyarır, birbirimizin yanlışlarını yüzüne vururuz ama sonunda yine doğruları buluruz… İnanmayın siz bir adada yollar hiç bir yere çıkmaz diye, doğru olan her yere, güzel olan her yere gider bu yollar. Bir deniz feneridir Kıbrıs, niceleri geçti bu adadan nice diyarlara… Yürekleriyle yelken almışlardır hep bu adaya… Çünkü biz, sevgiye giden yol üzerindeyiz ... Birbirimize karşı onca olumsuz yaklaşıma, dış etkenlere, kırganlığa ve güvensizliğe rağmen özümüze hakim olan genler sayesinde olmalı ki ; Bizim ülkemizde bir demet yasemine, bir tutam fesleğene, bir demet nergise yumuşamayacak yürek yoktur. İşte Pazarları, sanki bazı engelleri aşmış ya da bazı engellere takılmış gibi bir farklılık hissederiz. Yarın için hiçbi-rimize vaad edilen bir hayat garantisi de olmadığına göre, hatta yazıyı okumaya başladığınız andan bu yana geçen süreyi de tükettiğinize göre, şu anın tadını çıkarmaya ne dersiniz? Bu arada sizin için bir demet nergis topladım.. Yüreklerinizden sevgi eksik olmasın diye... Biz böyleyiz işte adalı olmanın verdiği bir deniz dalgası yüreğimiz var. Öfkelensek, alınsak, darılsak da birbirimize, dalgalanır, dalgalanır kendi sahilimize vurur sakinleşiriz sonunda.. Yumurtadan çıkınca karadan denize giden kaplumbağa yavrularının yaşama içgüdüsü, direnci, azmiyle, zafere doğru hep birlikte yol alalım .. Onların yaşam mücadelesinde, çıktıkları yolda birbiri ile kavga eden hiç bir kaplumbağa görülmemiştir… Ama illaki bekleyen yırtıcı kuşlar olacaktır. Yeter ki; yanlış yöne yol almayalım. Denize doğru değil de dağa tırmanan deniz kaplumbağaları gibi…
|