|
Hatırlayanlar bilir, yıllar önce Conflit Resolition’la başlayan süreçte bugünlere gelinmesine olanak tanıyacak yolların temel taşları yapılmaya başlanmıştı. Gerek dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın çevresinden, gerekse iktidardaki UBP’nin çehresinden saymakla bitmeyecek sayıda kimseler bu yolda çeşitli roller üstlenmişlerdi. O dönemin tanımlamasıyla, sağdan da, soldan da seçilmiş kimseler, Rum kesiminden seçilenlerle birlikte çeşitli başlıklarda ve dünyanın değişik ülkelerinde buluşuyor, sözümona Kıbrıs’ı konuşuyorlardı. Sonradan gelişmeleri hazmedemeyen, kontrol dışı olaylara ve davranışlara tahammül edemeyen Cumhurbaşkanı Denktaş, yabancı ülkelerin paralı, maaşlı adamlar tutarak iki toplumu şuursuzca yakınlaştırma girişimlerine adeta isyan etmişti. Hatta hatırlayacaksınız ilkokul çocukları bile senaryonun bir parçası durumuna getirilmişti. Annan Planı ve sonrasında yaşanan referandum yüzdeleri AKP’nin engin gayretleri yanında, işte bu Conflit Resolition (çözümsüzlüklerin halli) çalışmalarının ve de organizasyo-nunun bir sonucudur. Doksanlı yılların içinden başlayarak geçen süreç belki çok eski değil ama unutkan Kıbrıs Türkü’nün önüne yine aynı sofranın hazırlıklarının yapılmaya başlandığını gözlemli-yoruz. Şu farkla ki değişen köşe taşlarının bir sonucu olarak Silihtar’da oturan artık Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tır ve oyunun bir parçası artık odur! *** Rum lider Hristofyas'ın Kıbrıs'taki Türk muhataplarını hesaba katmaz tavırlarla Türkiye'yi güreşe davet etmesinin zemini belki bir gaflet, belki de bir ihanet mentalitesiyle ama bilinçli olarak gerçekleştirilmiştir. "Çantada keklik" konumunda davranışlar sergilemek, "ne olursa olsun, yeter ki barış olsun" yaklaşımlarıyla "bir adım önde" türküsünü yinelemek ne yazık ki Türkiye'yi zora, bizi de gülünç duruma düşürmektedir. Sayın Talat "Uzun Yol"a gitti, Rumlarla görüştü, dondurma yedi, acaba Hristofyas böyle bir davranış içine girmeye tevessül etti mi? Hayır... Sayın Talat davranışlarıyla zorladığı için belki ileri bir tarihte! Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Barış Platformu'ndan KTÖS, AB Derneği, KTOEÖS, TDP, BKP gibi örgütlerin temsilcileri Güney'de Rum lider Hristofyas'la iki saat süren bir görüşme yaptı. Görüşme adeta basına kapalı imişçesine KKTC basınında hiç yer bulmadı. Ana muhalefetin kendi arasında çok daha önemli mevzuları olduğu için (başkanlık yarışı gibi) böylesi sıradan gördüğü bir gelişme ile ilgilenmek tenezzülünde bulunmadılar! Yarım asırdır devam edegelen iki toplum arasındaki mücadelede, 1974 Temmuz'uyla gerçekleşen harekatla ancak yaşam güvencesi bulabilen bir toplumun elbetteki pazarlıkları olacaktır. Geçmişte yaşanan acı olayların tekrarlanmaması için elbette taleplerde bulunulacaktır. Böyle bir süreçte pazarlık yapılan bir kesimle kapalı kapılar arkasında sizlerin ne görüşmesi olabilir ki? Hangi yetkiyle ? Yoksa sivil toplum örgütleri mi sürece hükmedecek? Görüşüm o ki buna dense dense haddini aşan bir davranış denir. Hele Hristofyas'ın bu görüşmelerin ardından Türkiye'ye yönelik, ''ortamı zehirler'' mahiyetindeki açıklamaları, bu örgütlerin gafletle mi yoksa ihanetle mi davrandığı sorusunu akla getirir! Ülke sormagir hanına döndü, kimin eli, kimin cebinde belli değil ama bilinsin ki iş çığrından çıkmak üzeredir!
|