Olmayan ekinler sararırken
Adnan Işıman

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Mart 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ateşin düştüğü yeri yaktığına bir kez daha şahit olduğumuz, benliğimizin her hücresiyle tarifsiz sarsıntılar içinde boğulduğumuz o kabus dolu gecenin üzerinden tam bir yıl geçti.
Akşam ruhuna mevlitler okundu Ahmet Yücener'in, yeniden ağıtlar yakıldı, nedenlere ve neden olanlara lanetler yağdırıldı ama onu geri vermedi yaradan!
Bir yıl önce yine ekinlerin sararmaya yüz tuttuğu böylesi bir günde, yıllardır uğruna nutuklar atılan, çözdük, yasal düzenlemelerle yoluna koyduk gibi söylemlerle avutulduğumuz trafik terörüne bir kurban, bir fidan vermiştik.
Benzer acıyı yaşayan ailelerin yaşadıklarını büyük ıstıraplar içinde bizde yaşamıştık.
Geçen bir yıllık süre içinde, bir önceki yılı aratmayacak şekilde trafikte yaşanan acılar azalacağına arttı.
Konuyla ilgili yasalar sebep olanlara değişik terazilerde, değişik cezalar uyguladı. Kimine bir ay, kimine altı, kimine bir, kimine iki sene.
Cinayet gibi olanlarda bile "kaza" konumu hızır gibi yetişti, güle oynaya salıverildi.
Her şey bir tarafa, teselli ararcasına dudaklardan dökülen acı kelimeler, geride kalanın mezarını hazırlar gibiydi sanki "takdir-i ilahi"... Bir yıl önce ekinlerin sararmaya başladığı böylesi bir günde yeni gelişmekte olan bir fidan düştü toprağa.
Ondan öncekilerin ve ondan sonrakilerin düştüğü gibi... Ateşin düştüğü yeri yaktığı gibi yaktı yürekleri.
Daha önceleri de yazdım!
Bu küçücük ülkede, yer darlığından sanki başımızı birbiri-mize çarparcasına, olmadık şekillerde bir kaza haberi çıkıyor karşımıza.
Kamyonet kaldırımdaki vatandaşlara çarpıyor, ikisi birden ölüyor, verilen ceza sanki bir sonrakini teşvik edermişçesine  çıkıyor. Aynı türden kazanın birine iki yıl, diğerine altı ay veriliyor.
Daha da acısı ölümlü veya kalıcı sakatlıklara neden olan kazalar sonrasında sigorta şirketlerinin uyguladığı tazminat esasları insanı adeta çileden çıkarıyor. Suçsuz yere ve de pisi pisine ölen kimsenin mezar parasını bile karşılamayan tazminatlar geride kalan mağdur insanları adeta isyan ettiriyor.
Sigorta uygulamalarının güvenilir olmaktan çok uzak bir konumda olduğu herkesçe biliniyor ama başta hükümet edenler olmak üzere politikacılar bu önemli ve de insancıl konunun düzeltilmesiyle ilgili olarak kılını bile kıpırdatmıyor.
Sigorta ağalarının hoşlanmayacağı işler yapmaktan çekinir gibi bir davranışa giriliyor.
Kürsülerden ahkam keserek, yuvarlak sözlerle yüreklerdeki ateşin üzerine kül dökerek sorunu ertelemeye, yokmuş gibi göstermeye çalışılıyor.
Hız tespit tuzaklarıyla trafik sorununa ticari bir boyut sokarak vatandaşla adeta alay ediliyor. 
Kazalar, nedenlerine ve de şekline bakılarak değerlendirilmediği sürece, cinayeti çağrıştırırcasına yapılanlarda bile kaza statüsünde cezalar uygulanırsa, trafikte devlet üzerine düşen sorumlulukları (yolların iyileştirilmesi, aydınlatılması, levhalandırılması gibi) yerine getirmemekte ısrarlı davranıyorsa, vatandaş eğitime tâbi tutulmazsa, ehliyet verme yaşı yukarılara alınmazsa trafikte yaşanan acıların sonlanması hayaldir.
Bilinmelidir ki, yine olmayan ekinler sararıp solacak, yeni yeşermekte olan fidanlarımız arkalarında acılar bırakarak aramızdan ayrılmaya devam edeceklerdir.

   384 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   UBP’de yaklaşan kasırga
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Gaflet mi yoksa ihanet mi?
  14 Nisan 2008, Pazartesi   İş bitirici olmak önemlidir, yetenek gerektirir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutanım hoş geldiniz, siz bizden daha iyisini bilirsiniz
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Çiftlik
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Aç-kapa, aç-kapa..!
  02 Nisan 2008, Çarşamba   İster istemez biz de hapşıracağız
  31 Mart 2008, Pazartesi   Bremen mızıkacıları
  28 Mart 2008, Cuma   Hristofyas ve Ankara'dan nefret edenler
  28 Mart 2008, Cuma   Lokmacıda dekorlar hazırlanırken