|
İktidarın bu denli yanlışlarına, ülkeyi yanlış yönetmedeki ısrarcılığına, iktidara gelirken gerçekleşeceği vaadlerinin hiçbirinin yapılmamasına rağmen başta UBP olmak üzere muhalefet ne yaptı? ÖRP’nin oluşumunu bahane ederek adeta "siesta"ya yattı. Muhalefet, Meclis oturumlarını boykot ededursun, kimi muhalefete mensup vekiller Meclis’in icat ettiği dış gezilere katıldı. Hanımlarla düzenlenen turlarda yer almakta sakınca görmediler. UBP’nin yanlış stratejilerine ek olarak bu davranışlarda tepki getirdi. Bir belirsizliğin içinde adeta papatya falına döndürülen Meclis’i boykot uygulamasında, bir anlamda "girelim mi- girmeyelim mi" tavırlarıyla on sekiz ay boyunca halkla alay ettiler. Halbuki işin ta başından istifa edilerek Meclis terk edilseydi, bu gün erken seçim çoktan gündemdeydi! Muhalefet bu basireti ve de cesareti gösteremedi. Genel Başkan Sayın Eroğlu’un Salih Miroğlu lehine parti genel başkanlığından çekilme senaryosu Miroğlu’nun hayata trajik bir şekilde veda etmesiyle istenildiği şekilde gelişmedi. Derviş Bey yeniden gelirdi-gelmezdi tartışmalarının alevlenmesi karşısında UBP Meclis Grubu’nun başını çeken Mehmet Bayram olaya son noktayı koydu. Tahsin Ertuğruloğlu’nun karşısında desteklenecek aday, gönüllü olmamasına rağmen Hüseyin Özgürgün olarak tespit edildi. Tahsin Bey’e karşı, Derviş Bey de Özgürgün’den yana tavır alınca Kurultay’da Genel Başkanlığın galibi Özgürgün oldu. Bu sıcak ortam, samimi dilekler fazla uzun sürmedi, Hüseyin’e destek veren bazı kesimler döndü onun kuyusunu kazar oldu. Verilen desteğe karşılık "diyet" borcu her fırsatta karşısına çıkarıldı. Uluorta yapılan bu davranışları Özgürgün kaldıramadı. Esasen isteksiz başladığı başkanlığı kaldırdı önlerine attı. Sonrasında gelişmeler malum, tek aday Tahsin Ertuğruloğlu’nun başkanlığa gelişi adeta bir atamaydı. Tahsin Ertuğruloğlu UBP içinde belki uç noktalardaki kanattaydı ama beklenildiği şekilde herkesi kucaklayamadı. Etrafına aldığı birkaç kişi ile partiyi yönetmeye kalktı. Bırakın Parti Meclis toplantılarını, Genel Yönetim Kurulu’nu bile istediği zaman toplantıya çağırdı, istemediği zaman taraflarına bile bakmadı. Partinin kilit noktalarında hizmet yapanlarla bile randevulaşarak temas kurdu. Merkez binanın alt katında parti çalışmalarına katkı koyanların varlığını bile umursamadı. Döndü, Meclis’e girilsin mi-girilmesin mi uygulamasında en büyük hatayı yaptı. Döndü muhalefete düşmenin müsebbibi olarak suçladığı AKP’nin kapısında neredeyse nizamiyeye yattı. Parti içindeki hizipleşmeler azalacağına gittikçe arttı, gittikçe arttı. Burada Dr. Derviş Eroğlu’nun “yeniden gelebilirim” mealindeki tavırları ve beyanları da büyük rol oynadı. Yeniden başkanlığa aday olmayacağını açıkladığı için kurultay kararı ile "lider" payesi verilmiş bir kimsenin, "tuu tumayana" demek hakkı var mıdır? Yoksa partinin gençleşmesi, ülkenin içine düştüğü kaostan kurtarılması için yardımcı mı olmalıdır?! Belki ütopik gelecek ama kanaatimce ülke sağının bu koşullar altında birleşmesi kaçınılmaz tek olaydır. Ancak denemelerle sabittir ki, başta UBP’si olmak üzere, bu partilerin halen sevk ve idaresinde etkin olan kimseler, bu birleşmeyi asla başaramayacaklardır. Şurası bir gerçek ki, bunu başaracakların iş başında olmaları artık kaçınılmazdır. Öylesine kritik aşamalara gelindi ki, bunu yapamayanlar çok büyük vebal altındadır.
|