Mahsusçuktan
Adnan Işıman

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Şubat 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hani çocukken "mahsusçuktan" veya "çullisine" oynadığımız oyunlar vardı ya, işte KKTC’yi idare edenler sanki bizleri idare ederken, hatta revan olduğumuz yolda bize öncülük ederken, aynı oyunu sergiliyorlar.
Bizleri "mahsusçuktan" idare ediyorlar.
Cemaat mıyız, toplum muyuz yoksa halk mıyız belirsiz olan bizler ise Ağustos sıcağında çobanını kaybetmiş davar sürüsünü çağrıştırırcasına birbi-rimize sokulmuş, teslimiyetçi, güdecek birilerini bekliyoruz .
Şimdi de, haberle hacı olunurmuşçasına "selamlamayla" politika yapmaya, kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz.
Varsayalımki günü, saati geldiğinde Kosova da bize bir selam gönderse ne getirir, ne götürür.
Yeterki su arkın içine girsin! Günü saati gelsin, işareti vermesi gerekenler, o işareti veriversin.
Kim hatırlar Kosova’ya "nanikle karışık selam" çekişimizi. Kosova’nın kendisi bile hatırlamaz gelen buyruk karşısında.
"Ya taksim, ya ölüm"le dillenen teslimiyetçi, mukaddesatçı politikalar, yıllarca kendilerini "aslan" sananların pamuk pençesinde bir hoş oldu. Adeta "nonoş" oldu!
Mahsusçuktan atılan adımlar, "güya" yapılanlar, sağ gösterip, sol vurmalar, sanki uykudan yeni kalkmışçasına dış politikalarımızda farklı      uygulamalar geldi geldi günümüzde moda oldu. Bunu anlatmak hele anlamak istemeyenlerin gözüne sokmak o kadar zor ki!
Hani "barut icat oldu mertlik bozuldu" derler ya, işte böyle birşey!
Bir düşünün, dün bağımsızlığını ilan eden Kosova sonuca nasıl ulaştı?
Bağımsızlığa destek veren büyük güçlerden bu onay nasıl çıktı?
Kosova işin ta başından beri uyusal ve de uyumlu çocukları oynadı. Bir anlamda desteğe alınmış yetim çocuk konumunda algılandı.
Bizim yıllarca uyguladığımız gibi "efeler diyarı. heyy" diye nara atmadı.
Varsayalım ki şimdi kalkıp Kosova’ya selamın ötesinde alışılagelmiş bir "yess be annem" çektik.
Bu onay kendi kendimizin tatmini ötesinde ne verecek? Halbuki bu sıcak karşılama Güney Kıbrıs başta olmak üzere karşımızdaki iyi niyet sahibi olmayanlara büyük kozlar verecek.
"İşte görünüz bunlar barış niyetinde değiller, gerçek niyetleri bağımsızlık" dedirtecek.
Hani zamanlar ötesinde, kalabalık bir mekanda adamın biri yerde bir yüzlük görür, tam yüzüğe uzanacakken rahip kıyafetli biri yüzlüğün üzerine basar, göz göze gelirler. Rahip sevecen bir gülümsemeyle başparmağını işaret parmağına sürüyerek "yarısı" gibi bir işaret yapar. Rahip eğilir parayı alır cebine sokar.
Kalabalığın dağılmasının ardından adam rahi-bin yanına koşar, paranın ayrısını almak telaşındadır.
Rahip diklenir, "ne parası, ne yarısı" der. Adam öfkelenir "sen bana yerdeki paranın yarısı senin işareti yapmadın mı?" der. Rahip sevecen bir yüzle "yahu o kadar insanın içinde sana orta parmağımı gösteremezdim ya" der.
İşte bizim mahsusçuktan yaptığımız politikalar da tıpkı buna benzer. 

   560 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   UBP’de yaklaşan kasırga
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Gaflet mi yoksa ihanet mi?
  14 Nisan 2008, Pazartesi   İş bitirici olmak önemlidir, yetenek gerektirir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutanım hoş geldiniz, siz bizden daha iyisini bilirsiniz
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Çiftlik
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Aç-kapa, aç-kapa..!
  02 Nisan 2008, Çarşamba   İster istemez biz de hapşıracağız
  31 Mart 2008, Pazartesi   Bremen mızıkacıları
  28 Mart 2008, Cuma   Hristofyas ve Ankara'dan nefret edenler
  28 Mart 2008, Cuma   Lokmacıda dekorlar hazırlanırken