"Hatırla sevgilim"
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Nisan 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ülkeye tahsil sonrası geri geldiğimde "biz çok çalıştık yorulduk artık sıra sizde" diyenlerin yaşındayım. O zaman onların bu sözlerini anlamsız bulup dudak bükmüş, bir mana çıkaramamış, hatta içimden kınamıştım. Gel gör ki zaman hızla aktı gitti, şimdi onların yaşlarındayım ve yoruldum.
Yarım yüzyıllık yaşamda öğrencilik heyecanları, sınav hazırlıkları, üniversitedeki çabalar, iş bulma sıkıntısı, evlilik, çoluk çocuk, meslek icraatı, sivil toplum derken, bütün bunların kreması olup hepsini kaplayan Kıbrıs sorununa dayanan gelecek sıkıntısı yordu beni. Benle beraber aynı dönemi yaşayanlardan  kimi yormadı ki bu saydıklarım?
ATV’de bir dizi var. Bilmem seyreder misiniz? "Hatırla Sevgili" diye. Ben müptelasıyım. Türkiye'nin yakın tarihini irdeleyen, belgelere de dayandırılan çeyrek belgesel bir dizi. Cuma akşamları  saat on civarında başlıyor. Demokrat Parti dönemiyle başlayan, Türkiye tarihinin tek insana kıymamış ''Che Guevara''sı Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hazin ama bir o kadar müthiş hikayesi ile devam eden, sonra da belki günümüze kadar uzanacak olan, bildiğimiz hikayeleri biraz da romantizm katarak anlatıyor. Bazen kendi kendime "Zaten bunları biliyorsun, niye bir de burada izliyorsun" diye soru sorar, yanıt bulamazdım. Bu gün buldum. Kendi kilometre taşlarımı sayıyorum. Çocukluğumdan itibaren gerçekleşen filmler yapılabilecek bir dolu olayın bana yansıması ve yaptığı etkiyi inceliyorum. Zaman zaman gözlerim doluyor. Zaman zaman yaşananları çocukça buluyorum. Ama genellikle de birilerine sinirlenip hayatın tekrarını yaşıyorum.

 Her bölüm bittiğinde kafamda kendi "hatırla sevgilimi" kuruyorum

Kendimi bildiğim dönemlerden ilk hatırladığım maalesef silah ve bomba sesleridir. Alçaktan uçan jetleri Türk uçağı sanıp da sokaklara tezahürat için koşarken onların Yunan uçakları olduğunu duyup, yaşadığım korku ise ilk hatırladığım korkumdur. Mahallenin çocuklarının her öğlen bir evde karınlarının doyurulması ilk gördüğüm dayanışma, büyüklerin "siz yediğinizde bizim karnımıza gider" sözleri ilk öğrendiğim özveri örnekleridir.
İlkokul çağlarında annemin aldığı pantolonu tellere takıp yırttığımda yaşadığım şok, o dönem insanlarının o pantolon için bir ay çalışmak zorunda kaldıklarını çok sonradan öğrendiğimde yaşadığımdan daha fazla değildi. Babamın Mücahit arkadaşları tarafından geç saatlerde eve bırakılması, halamın evinde  yediğimiz toplu aile yemekleri, eniştemin motosikleti, hep bunlar ilk on yılın kilometre taşlarıdır. Fark edilmeden geçtiler gittiler. Fark ettiğimde ise iş işten geçmişti. Adamızın sosyo-politik olayları çocuk yaşlardan itibaren beni ve neslimi gerdiğinden çok şeyi yaşarken gerektiği kadar algılamamamıza neden olmuştur. 
İlk rekabet duygularımızı, herkes gibi ortaokul-lise çağlarında yaşadık. Derslerin ve okulun verdiği ilk sorumluluk duygularını tattık. İlk aşk, ilk buluşmalar ve hayal kırıklığı, okuldan kaçmalar, tiyatroya merak sarmalar. Bu arada Lefkoşa Boğaz arasında sıkışmış bir coğrafyada, Kıbrıs adasına çözüm aranan görüşmelerin paralelinde geçen dokuz  yıl.  
 Lisenin hakimi olacakken art arda gelen 1974 darbe ve Barış Harekatı. En kral arkadaşın gözler önünde vurulması. İnsanların toptan yer değiştirilmesini gözlemek. Onların yerlerini değişirken doğup büyüdükleri toprakları terk ederken yaşadıkları duyguları anlayamamak. Onları mutlu sanmak. Yaşadıkları özlemi yıllar sonra anlama gafletinde olmak.
Tıp Fakültesi'ni kazandığımda dünyayı ele geçirdiğimi sanmam, ama aslında dünyanın beni ele geçirdiğini yıllar geçtikten sonra anlamam. Hekimliğin ilk yılları. Saçma rekabet duyguları, ama ille de yanında kremalı "Kıbrıs sorunu".
Türkiye'de geçen on yıl. Genç yiğit insanların kavgalarına ortak olmak. Yokluklara, elektriksizliğe, susuzluğa alışma dönemi. Sonra 12 Eylül'ü canlı yaşama talihsizliği. Ve Özal dönemi. Türkiye'nin yolu hızla alma ama arabayı da bu hızla yol aldırırken sağa sola çarpma devri. Bunları yaşarken bile aklınızın bir köşesinde hep, "Ne olacak bizim Kıbrıs'ın hali?" sorusu...
Enflasyona alışan bir yaşam. Gece on lira ile yatıp, sabah beş lira ile kalkılan yıllar. Birikimlerin bir günde kayıp olduğu bitmeyen krizler. Herşeye rağmen adaya sevda. Salata gibi         karmaşık dönemler. Sosu da Kıbrıs meselesi.  
Komşuların değişimi. Kapıları kilitleyip yatma dönemi. Para kazanmanın çok önemli olduğu, bir bencilliğin yükselen değer olduğu toplumsal yaşam tarzı ama mutlaka yanında kaşarlanmış Kıbrıs sorunu.
Evlilik. Yaşamda tutunabilmek için kavgalar. Doğan bebeğini bile bu uğurda ellere bırakıp, başka evlere terk edip yaşam savaşında yol almak. Onun büyüdüğünü fark etmemek.  Kariyeri geniş aileye tercih etmek. Meslekte de istediğin, amaçladığın şeyleri gerçekleştirememek. Neticede herşeyi zora sokan çözümsüz Kıbrıs adası.
Sivil toplumda çalışmak. Siyasete heveslenmek, ama ailevi yasakları delememek, pişmanlıklar, Annan çözüm planı tartışmaları. Tartışmalar heyecanlar ve hezeyanlar. Hayal kırıklığı .
Değişim, masal. Oyun. Saçmalıklar. Hakikatler. İşte benim je-nerasyonumun Kıbrıs problemi ile haşır neşir olmuş "Hatırla Sevgilim''i. Filmi tekrar sarma şansımız yok. Yaptığımız hataları düzeltme, tattığımız zaferleri tekrarlama olanağı hiç yok. İşin kötüsü bu sorunlarımızın temel sorunu Kıbrıs sorununu nasıl halledeceğiz onu bilen hiç yok.
Yok Çağlayan idi, yok Ankara idi. Lokmacı açıldıydı, açılacak idi. Birleşmiş Milletler bir hamle daha yapacak mı idi yapmayacak mı idi. Bu kez referandum olsa ne olacak? Bu kez iki taraflı evet çıkacak mı? Filmin sonu hala karışık ve belirsiz. Ah Kıbrıs ah. Seni düşünmekten hayatımızı kuramadık.
Yorulduk ama bitmedik. Bu sorun bazımızı kanser etti bazımızı kalp hastası fakat hala babamın sözleri kulaklarımda. Maalesef ben de kızıma bırakmak üzereyim bu istemediğim sözel mirası. "Biz çektik çocuklarımız çekmesin". Son gayretler bunun için. Yoksa öylesine gömüleceğiz içine tarihin.   

   663 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…