Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Şubat 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Birkaç gün sonra Güney Kıbrıs’ta başkanlık seçimi olacakmış da, sonracığıma Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler’in yeni bir gayreti ile yeniden çözümü deneme sürecine girilecekmiş! Başkanlık seçimini kimin kazanacağı çok da önemli değilmiş. Önemli olanın seçimin yapılması ve ardından girişimlerin başlatılması imiş. Size birşey söyleyeyim ey ahali. Bana göre bunların hepsi hikaye…
Bin dokuz yüz yetmişli yılların sonunda bir şarkı çok moda olmuştu: "Kimi görsem biraz sana benziyor. Şu bulut şu gökyüzü…" diye uzayıp gidiyordu. Bu şarkı  bana, nerden nereye diyeceksiniz ama, ülkemizin son durumu anımsattı. Gerçi sözlerinde oluşan bayağı değişikliklerle yapıyor bunu. Kulaklarımda bir ses "Nereyi kazarsam kazayım bir ceset çıkıyor. Şu kuyu dibi, şu ağacın altı" diye ayni besteden sesleniyor…
Bu ne hal ey Kıbrıs’ın kendini medeni diye dünyaya yutturan barbarca bir geçmişe sahip ahalisi. Kayıplar Komitesi ha bire kayıp mezarı bulduğunu açıklıyor ve bu açıklamalar da bir türlü biteceğe hiç benzemiyor. Resmi kayıtlara göre iki binin üstünde kayıp var. Bizler neler yapmışız meğer. Rum-Türk el ele vermiş, cennet adamızı  kayıplar mezarlığına çevirmişiz. Sevgül Uludağ geçenlerde şu Sabah gazetesine de manşet olan "incir ağacını" yazdı. Buna rağmen bu toprakların üzerinde yaşayan bizler hiçbir utanç duymadan yaşamaya devam ediyoruz.
Anlaşmak mı? Rum ve Türk toplumlarının  barışması mı?  Yok arkadaşlar. Bunlar sonraki şeyler.
Önce her iki toplum adına birilerinin kendi iç hesaplaşmasını yapması lazım. Günün koşulları da dikkate alınarak kendi kendini yargılaması, sonrada birbirlerine yüzlerini dönerek ve dizlerinin üzerine çökerek özür dilemesi, bir daha böyle şeylerin olmayacağının sözünü, tüm dünyanın gözleri önünde vermesi gerekiyor. Bir yerde bu görev geçmişte olan olaylarda hiçbir sorumluluğu olmayan nesillere düşüyor ama anlamak lazım, bu olmadıkça barışın çözümün bir anlamı yok.
Hesaplaşma bireysel değil, toplumsal olmalıdır. Zira bu gün suçlu bulacağınız insanları o günün koşullarında milli kahraman ilan etmiş olanlarda gene ayni toplumlardır.  Nasıl ki Yahudi soykırımının diyetini bugün o olaylarla ilgisi olmayan Alman nesli ödemektedir, bizden öncekilerin  hesaplarını da Türk ve Rum toplumlarının mevcut nesilleri şimdi vermelidir. Kin tutmadan insanlık adına bunu yapmalıdır. Geçmişi unutmadan, ancak geçmişin geleceğin önüne geçmesine de engel olmadan.
Bu hesaplaşma ve karşılıklı özür gerçekleşmezse, bu topraklara herhangi bir antlaşma ile huzur gelmesi mümkün değildir. Kendi adıma ben bunu imkan dahilinde görmem. Ne Avrupa Birliği ne Amerika Birleşik Devletleri ne de Birleşmiş Milletler’in getireceği bir çözüm planı ne kadar mükemmel olursa olsun, kabul görmez, süreklilik arz etmez, edemez. Kuyuların dibi, mağaraların içi,    zeytin ağaçlarının altı ceset dolu iken bu asla olası değildir.
Ben dizimi kırdım yere. Yüzümü döndüm Güney’e . Benim iradem dışında gelişen olaylar için özür diliyorum.  Biliyorum benimki yetmez. Daha çok baş gerek. Ama ne  yapayım bir yerden başlamak lazım. Karşıdan da bu kez olsun olumlu, benzer, hatta daha güçlü yanıt lazım.

   634 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…