Geçtiğimiz yollar
Eşref Çetinel

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Liderler nihayet bir araya geldi. Uluslararası "aferinler ve alkışlar" başladı. 44 yıldır bu yollardan çok geçmiş, bu köşe başlarında ümitle çok beklemiş olan halkımızda da "ihtiyatlı bir iyimserlik" havası hakim. Halkı, Annan Planı’nda olduğu gibi, "ya imza, ya istifa" diye meydanlara dökme meraklısı birkaç kuruluşun sesleri şimdilik zayıf. ABD, gün gele işler referanduma kaldığında, Annan Planı günlerinde harcadığı 30 milyon Dolar’ı ikiye katlarsa ne olur, göreceğiz. Yeter ki bir anlaşmaya varılsın ve yeniden iş referanduma kalsın!
"Temaslar başladı" diye dış dünyanın alkışları kimseyi, özellikle görüşmeci Cumhurbaşkanımızı, etkilemesin. Bu işin gereğidir. Ağır yük altında olan insanlara seyircilerin "haydi aslanlar" deyişidir. Yükün ne olduğuna bakmayanların "biz de varız" kabilinden "çorbaya tuz" katmış görünmek istemlerinden kaynaklanan bir gelenektir. Vuruşacağınıza konuşunuz yaklaşımının bir icabıdır. "Bir anlaşma olsun da nasıl olursa olsun" görüşünden kaynaklanan bu yaklaşım, bu alkışlar ve methiyeler, sakın ola halkımızı yeniden kandırmasın. Bunları yapanların 44 yıldır, her safhada, her görüşme süreci başladığında bu oyunu oynadıklarını unutmayalım. Bunlar, görüşülmekte olan meselenin ne olduğuna da bakmazlar. 44 yıldır Kıbrıs meselesine teşhis koymamışlardır. Kendi çıkarları için meseleye teşhis koymaktan kaçınmışlardır. Kendi çıkarları için, şampiyonluğunu yaptıkları ilkeleri çiğnemiş olan Rum tarafını "meşru hükümet" olarak algılamışlar ve Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığa kasten göz yummuşlardır.
Yine, hatırlayalım ki, teşvik ve takdir mesajları ile gazete sütunlarını süslemekte olan bu "dostlar" Annan Planı referanduma sunulduğunda "hayır" diyenlerin başına gelecekleri de sayıp durmuşlardı. Tehditler Kıbrıs Türkleri’neydi. Rumların "evet" diyeceklerine inanmışlardı. Ancak Rumlar "hayır" deyince "demokratik tercihlerini kullandılar, bir şey diyemeyiz" dediler. Bunlardan ders alalım ve müzakerelerde Rumlarla destekleyicilerinin bizi nereye götürmek istediklerini görmek için kâhin olmak gerekmediğini bilelim. Geçmişi değerlendirelim ve Rum-Yunan ikilisinin 1800'lere dayanan "milli davalarının" devam etmekte olduğunu unutmayalım!
Aklımız varsa, 1960'ta kurulmuş olan Garantili Ortaklık Devleti'nin ne maksatla kurulduğunu ve 1963'te niye yıkıldığını değerlendirir ve şu hesabı yaparız: (1) Rum-Yunan ikilisi, Enosis'i yasaklayan ve Türklere eşit kurucu ortak statüsü veren 1960 Anlaşmaları'ndan ve Anayasa'dan kurtularak Kıbrıs'a hakim olmak ve "Kıbrıs halkı" olarak self-determinasyon yolu ile Enosis'i sağlamak için 1963 harekâtını başlatmışlardı; (2) Şimdiye kadar önümüze konulmuş olan her plan (Enosis'i öngören Acheson Planı dahil) Kıbrıs Türkleri'ne veya Türkiye'ye karşılığında "kabul edilemez" haklar verdiği için bu planları ret etmişlerdir; (3) Rum-Yunan ikilisinin kabul edebileceği bir uzlaşmada çoğunluk idaresinde üniter bir devlet öngörülmektedir (Kıbrıs halkının -yani çoğunluğun- self determinasyon hakkını kısıtlamayan bir anlaşma)! (4) Bunu engelleyen Türk garantisidir ve KKTC'nin varlığıdır; (5) bu nedenle görüşmelerin sonunda Kıbrıs Türkleri'nin kurucu ortaklık vasfı "imtiyazlı azınlığa" dönüşmeli, garantiler ve KKTC ortadan kalkmalıdır. Herkesin alkışladığı "görüşmelerin başlamış olmasının" arkasında yatan sır ve hikmet budur. Bu oyuna gelinmeyecekse KKTC'deki tüm kuruluşların uyanık olması, ayağa kalkması ve sesini duyurması şarttır.
Halka yol gösterecek bir girişimin başlatılması zamanıdır. KKTC'nin varlığına dayanmayan ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünü içermeyen bir anlaşmanın yok oluşumuz olacağının bilincinde olan kişi ve örgütlerin bir araya gelerek, zor günler geçireceği kesin olan görüşmeci Cumhurbaşkanının arkasında "milli hedefi" dünyaya duyurmak görevini yapması için harekete geçmek zamanı gelmiştir inancındayım.

   381 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nail Atalay ve BM'de on buçuk yıl
  17 Nisan 2008, Perşembe   Bu ne gizlilik - su - ve pirinçle bulgur
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Yağma yok, başaramayacaksınız
  15 Nisan 2008, Salı   Gariban Rum politikası ve DAÜ ile LAÜ
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Nesine gülelim ve eğitimde yeni fasarya
  13 Nisan 2008, Pazar   Hükümet etmek zor zanaattır
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Ne büyük siyasetler
  11 Nisan 2008, Cuma   "Ne oldu ama? Bir türlü anlayamıyorum!"
  10 Nisan 2008, Perşembe   Bu hallerdir ki korkutuyor bizi
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Eraslan'ın atraksiyonları