|
Ne zaman ki dumanlı havalar çöker memlekete, kurtlar inlerinden çıkar. Yavaştan çıkıyorlar diyoruz çünkü henüz sürü başları ortalarda görünmüyor! Sn. Talat'la Hristofyas görüşecek. Hepimiz de ve külliyen başlayacak olan bu görüşmeleri bitirdik bile! Kimilerimiz "Ha Papadopulos ha Hristofyas" dedik kimilerimiz "işte Rum budur" ispatını çaktık. Bazıları da yakalarına taktıkları AB etiketi ile kendilerini AB'nin KKTC'deki valisi ilan etmiş, önerilerin stratejilerin binini bir paraya harcıyor! Bizim cephe öyle de Rum cephesi mi farklı. Orada da "tam zamanıdır" denilerek Türk kanı kokusu almışlığında inlerinden çıkanlar, vampir gibi diş geçirip kan akıtıcakları fırsatı kolluyorlar! En güzelini kendilerini siyaset duayeni ilan eden "taktisyenler" yapıyorlar ama. Türk tarafının zafiyetlerini bircik bircik sıralayarak başlayacak görüşmelerde Hristofyas'a, Sn. Talat'a karşı kullanması için KKTC'nin açıklarını ve sıcak karnının neresi olması gerektiğini anlatıyorlar. Ki çözüm için vermemiz gereken ödünleri hatırlatarak! Doktor açığından okullarımızda yüzde 45 oranında vatandaş olmayan öğrencilerin bulunduğunu, bu sayının ve sorunların gelecek yıllarda daha bir artacağını anlatıyorlar. Ve ekliyorlar: Hani para da okul yapacaksınız. Hangi olanaklarla doktor açıklarınızı kapatacaksınız? Koca Türkiye yetmiyor, viziliyorlar! Dolayısı ile vakta ki görüşme masası kurulacak Hristofyas soracak: "Yerleşikleri ne yapacağız? Bünyenizde barındırdığınız kaçakların çocuklarını?" Ve ekleyecek: "Haliniz peri-şan. Ben değil sizin insanlarınız yazıp söylüyorlar. Bırakın ayaklarınız üzerinde durmayı, emekleyemezsiniz bile… Dolayısıyla gelin ortak vatan Kıbrıs'ta Kıbrıs Cumhuriyeti'nde AB üyesi olmuş bir dünyasal devlet olan Güney'e biat edin, hem bugünü hem gelecekleri kurtarın!" TABİİ Kİ ÖDÜN VERİLECEK: Rum'un vereceği oranda ama! Yeter ki sorunu 1974'lerden bu yana olagelen Güney Kuzey bölgeleri kıyasalamasında değil, tarihi süreç içinde ve de İngiliz Sömürgesi dönemlerinde, Türk halkını bugünkü siyasi ve ekonomik açmazlara sokmak için iki asırdır yapılan zulümlerin, göçe zorlanan hayatların, yıllarca tarlasını bile sürüp ekmesine verilmeyen fırsatların hesabı sorula! Buna karşılık sıkıştığımız 3 bin kilometre karelik bu coğrafyada eğer gerçekten özgür ve egemen devlet olacaksak yüzü suyu hürmetine elbet ödün verilecektir. Ancak onca baskı, zulüm, yokluk ve ambargolara karşın yedi tane üniversite kurmuş, elektrik santrallarını oluşturmuş, Rum'un toprakları da olsa üzerlerine eğer birgün yapılıp dikilenleri ödemek durumunda kalsa ödeyemeyeceği kadar evler, tesisler, oteller, apartmanlar, tatil köyleri dikilmiş, 33 yıldır Güney'in asla ve kata egemen olamadığı Kuzey'de devlet oluş mertebesine yükselmiş bir KKTC'nin; hangi sıkıntı ve açmazlardan dolayı ve yeniden yaşayacağı acılarla ödün vermesi istenmektedir ki? Verelim! Zaten Annan Planı ile 'evet' diyerek vermiyor muyduk ki? OLAY BU DEĞİLDİR AMA: Görüşmelere eğer "alması" gereken KKTC olarak değil, "vermesi" gereken işgal altında bir devlet teslimiyetçiliği aczinde oturursak bilin ki Hristofyas'lı Rum'u ne ödünler doyurur ne de üzerimize sereceği egemenliği. Onların istediği söküp alacakları canımızdır! Verecek olanlar varsa buyursunlar versinler. Biz bu Rum'a "vermeden" günahımızı bile vermeyiz!
|