|
Yıl 1950'ler olmalıydı. Mağusa Gazi İlkokulu'nun dördüncü sınıfındaydım. Bir öğleden sonra, coğrafya dersimizi veren İsmet Veziroğlu sınıfa heyecanla giriverdi; "Çocuklar hazırlanın Mısır'a gidiyoruz" dedi. O yıllarda, eğitimin vaz geçilmez öğesi olan disiplinin ciddiyetinde, hiçbir öğrenci öğretmeninin ağzından çıkanların şaka olabileceğine ihtimal veremezdi. Dolayısıyla İsmet Veziroğlu'nun "Mısıra gidiyoruz" deyişini rahlele-rimizden fırlayarak sevinç çığlıklarıyla karşıladıydık… Aradan altmış yıl geçti. Veziroğlu bizi yeni vereceği ders olan "Mısır"a, öylesi bir girişle hazırlayıp motive ediyordu. O anı hiç unutmadım. Sonraları ve bugün de düşündüğümce kendimi talihli öğrencilerden sayarım çünkü öğretmenliği sadece meslek olarak değil, eğitimcilik bilinci ile yoğrulmuş öğretmenlerimiz elinde geçirdikti. İsmet Veziroğlu o çok iyi öğretmen ve eğitimcilerden birisiydi. Bir kusuru vardı, çok titiz ve ciddiydi. Ne kadar güzel. Keşke bugün de öğretmenler o titizlik ve ciddiyetin mesleki kusurunda olsalardı! Kendisini öğretmenim olarak tanıdığımda gencecikti. İngiliz Sömürge İdaresi Maarifi bir kural getirmiş ve müzik dersi veren her öğretmenin mutlaka bir müzik aletini çalmalarını istemişti. İsmet Veziroğlu kısa sürede keman dersleri almış öğrencilere yetecek kadar notaların seslerini verecek hatta bazı şarkıları kemanla seslendirecek düzeye gelmişti. Beden derslerimizi de o veriyordu. Beyaz kısa pantol, beyaz gömleğiyle halâ o yıllardan kalan fotoğraflarda yaşıyor. Sonradan zaten Veziroğlu'ları ailesinin geniş bir yelpazede Kıbrıs Türk halkının ulusal davasına milliyetçi tutumları ile katılımları gerçeğinde, onun da cân-ı gönülden görevini yaptığını özellikle çalıştığı köylerde Türkçe diline ne kadar önem verdiğini duyardık. Onlar, bugün Denktaş'ın "en büyük kaybımız öğretmenlerimiz olmuştur" yakınmasına karşılık Kıbrıs Türk halkının büyük kazançları oldulardı. İsmet Veziroğlu bir eğitimci, davaya sonuna kadar bağlı bir Mücahitti. Allah rahmet eylesin… PUTİN NE DEDİ? Hepten biliriz ki Kıbrıs Türk halkı bugüne kadar ne BM'de ne de Türkiye ile sürdürüp götürdüğü Kıbrıs'taki haklı davasını anlatıp kabul ettirmekte Rusya engelini hiçbir devrede aşamamıştır. Sonuncusu Annan döneminde Rusya vetosu vurgununu yemiş bu yüzden GK'sine bile uğrayamayan rapordur! Hep Rumdan yana tavır koyduğu da bilinendir. İşte bu Rusya'nın Putin'i, Kosova'nın bağımsızlığına neredeyse an kaldığı bir sırada malûm karşı çıkışlarını sürdürürken, siyasi şike sayılması gereken bir hatırlatma ile "40 yıldır bağımsız olan Kuzey Kıbrıs'ı neden tanımıyorsunuz" diyerek etrafı dalgalandırmıştır.. Biz güldük ama. Önüne bin defa KKTC'nin devlet olarak tanınması olayı gelse bin defa hayır diyecek Putin tabii ki siyaset maskaralığı yapıyor. Bizse neredeyse Rusya KKTC'yi tanıdı diyeceğiz! Buna karşılık: Değil mi ki Putin KKTC'nin kırk yıllık bağımsızlığından söz etti. Kulakları deldi, gözlerin Kıbrıs'a çevrilmesine neden oldu. Bu yönü ile ve istediğimizden alâ propagandayı çatlasak da başaramazdık… Eğer olayın bir olumlu yanı aranıyorsa tutun ki sadece bu kadarıdır!
|