|
Son günlerin moda deyimi "Partenogenez" sözcüğü gazete başlıklarına tırmanınca, belleğimi iyice zorladım... Bu "tanıdık" sözcük, aslında yıllar önce piyasaya sürülmüştü... Arşivimi karıştırınca, kendimi bir anda Annan Planı öncesindeki sert tartışmaların girdabında buldum... Hani; Denktaş'ın Amerikalılara, İngilizlere, Birleşmiş Milletler temsilcisine her Tanrı'nın günü öfke ile saldırdığı yıllar... İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay'ın "Denktaş makamında kaldığı sürece Kıbrıs sorunu çözümlenemez" ve arkasından da "Denktaş iki devletli çözümü unutsun" gibi açıklamaları karşısında Denktaş'ın "Hannay züppe koloni valisi gibi davranıyor" diye köpürdüğü yıllar... Denktaş'ın dolaylı ve dolaysız bir yığın görüşmenin ardından Klerides ile "yüz yüze" görüşmelere başladığı ve altı turunun geride kaldığı 2002 yılının Eylül ayı öncesinde yabancıların buralarda cirit attığı günlerdi... ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston AB yetkilileriyle bir araya geliyor, Atina ve Ankara arasında mekik dokuyordu. İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay da iki tarafla ayrı ayrı görüşmeler yapıyordu. Denktaş ile Klerides, "Doğrudan görüşmeler" sürecinin turlarını bir bir tamamlıyor, çoğu zaman danışmanları yanlarında olmadan bir araya geliyorlardı. İki liderin Paris'te Annan ile yapacakları 6 Eylül görüşmesinin hazırlıkları yapılıyordu. Aslında Annan Planı, gümbür gümbür gelmekte olduğunu herkese hissettiriyordu. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'taki temsilcisi Alvaro de Soto'yu daha etkin kılmaya çalışırken; Türk tarafı Türkiye'de 3 Kasım'da yapılacak seçimlerden dolayı, BM Genel Sekreteri'nin bir nihai çözüm formülü ileri sürmesine ihtimal bile vermiyordu. Tabii yaz ayları Kıbrıs'ta çok sıcak geçmişti... TC Başbakanı Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde, Kuzey Kıbrıs topraklarının Türk topraklarına ilhak edileceğini açıklamıştı. Genel Sekreter'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, tam da o günlerde Klerides'le uzun bir görüşme yaptı. De Soto; Rum başkanlık sarayına İsviçreli Anayasa Uzmanı Didier Psirter ve yardımcısı Robert Done'la birlikte gitmişti. Anlaşılan oydu ki; Annan Planı ile Kıbrıs'ta kurulacak olan "devlet"in yapısını çatmaya çalışıyorlardı. Rum tarafı ortak devletin 1960'da kurulan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı olmasında ısrar ediyordu. Türk tarafı ise yepyeni bir "devlet"ten söz ediyordu. İşte tam da o tartışmaların içinde Rauf Bey'in hiç sevmediği, İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hannay, ortaya bir öneri attı. İşte o gün "Partenogenez" sözcüğü ile tanışmış olduk. Hannay'a göre kurulacak olan "devlet" ne Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı ve ne de Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgisi olmayan yeni bir devlet olacaktı. Tabii Rum tarafı buna şiddetle karşı çıktı ve anında reddetti. Onlara göre bu formül, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağvedilmesine gönderme yapıyordu. Böyle bir "devlet" kurulursa, birkaç yıl sonra Türk tarafı "devletten ayrılmaya" yönelebilirdi. Rumlara göre bu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin parçalanmasına yol açacak bir öneriydi. Hatta Rum Başsavcı Alekos Markides Hannay'a yanıt vermiş, "Görüşümüz nettir. Aynı kalması gerekli devletin, yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iç yapısı tartışılıyor ve Kıbrıs sorununun çözümünü de teşkil edecek yeni bir anayasa hazırlanması üzerinde duruluyor" demişti. Yine o günlerde fanatik bazı Rumca gazeteler, tıpkı Rauf Bey gibi Hannay'a cephe almışlardı. Simerini gazetesinin 2 Eylül 2002 tarihli sayısında, Yannos Haralambidis şöyle yazıyordu: "İngiliz diplomatın niyeti açıktır. Hannay, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dağılmasını, onun yerine, herkesin kendi evinde karar vereceği "iki devlet" koymayı istiyor." Tabii bu tartışmaların ardından Annan Planı taraflara sunuldu ve yaşadığımız gelişmeler tarih oldu. Planda, her iki tarafı da tatmin edecek ifadeler bulunmuştu. "Ne şiş yansın ne de kebap" cinsinden "yapıcı muğlaklık" içeren ifadelerdi bunlar... Ne oldu? Tam altı yıl öncesine döndük ve "Partenogenez" tartışmalarının içine yeniden daldık... O zaman daha AB'ye girmemiş Rumlar'ın reddettiği bir öneriyi, bu kez Rauf Bey ya da Hannay savunmuyor, Talat Bey savunu-yor... Hem de Rauf Bey'in 2002'deki inadına benzer bir inatla...
|