|
Özlemini duyduğumuz marşlar var. Dinlenmesi yasakmış gibi uzun zamandır saklananlar. Oysa, onlar bizim kanımıza işlemiş. Yüreğimizde çok anısı olanlar. "Savaşta yüreklenmeyi" ve "barışta gururlanmayı" ifade eden ritmler ve sözlerdir. Onların adı marştır. Tek başına dinlersiniz bazen geçmişi hatırlar o yıllara gider gelirsiniz. Birkaç kişi dinlersiniz eminim ki gülümseyerek eşlik edersiniz. Hani bir miting alanındasınız binlerce kişiyleysiniz, işte o zaman yüreğinizle, gönlünüzle ve benliğinizle söylersiniz. İçinizdeki çoşkuyu, içinizdeki bağlılığı ve milli heyecanı yaşarsınız. İşte bu duyguları hatırladım Kanaltürk'ü izlerken. Kanaltürk "Ulusal Egemenlik Mitingi'ni" Tandoğan'dan canlı yayınla verdi. Sanki yıllardır yasaklanmış gibi sesi kısılan marşları duymak bile insanın tüylerini diken diken yapıyor.. Ben hep böyle günlerde, inançla dolu olduğumuz yıllara gidiyorum. Hatırlarsınız; "Ankara, Ankara, güzel Ankara, seni görmek ister her bahtı kara, Senden yardım umar her düşen dara" diyorduk taa ilkokul yıllarında... Ne yardımlar gördük ve hala da görüyoruz. İşte o Ankara güzel Ankara'dan. Nice evlatlarımızın okumasına yetişmesine yardım eden o Ankara. Yıllarca okullarımıza kitaplar gönderen o Ankara. Rum zulmü altında ezildiğimiz o kıtlık zamanlarımızda bizlere yiyecek gönderen yine aynı Ankara.. Yıllarca her zor günümüzde yanımızda olan tek Ankara; 1974, 20 Temmuz'unda hayatımızı kurtaran bizi özgürlüğümüze kavuşturan o Ankara... Ama maalesef bir parka adını verdik diye bunun lafını etmekten utanmayanlar var. Yine bayraklarla donatılmış, gururlandığımız o görüntülere giyinmiş Ankara. Melike Demirağ'ın dillerden düşmeyen, her birimizde ayrı bir anısı olan "Arkadaş" parçasını miting meydanında Ayten Alpman o güzel yorumuyla seslendirdi... Kimdi bu miting alanında düşlerdeki arkadaş? Bu arkadaş "Atatürk'tü"... Bu miting alanında o sözler O'na çok uyuyordu. ''Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş Ortak olmak her sevince, her derde, kedere Ve yürümek ömür boyu, beraberce, el ele Olmasın hiç o ta içten gülen gözlerde yaş Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş Evet arkadaş; kim olduğumu, ne olduğumu Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın Bana yürümeyi öğrettin yeniden El ele ve daima ileriye Bir gün. Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız Ve aynı yolda yürüdükçe Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir Ayrılsak bile kopamayız...'' Her köşesi cennet olan ve bir başka olan anavatanımızın yüzbinleri Tandoğan'daydı. Herkes sanki yeniden doğup derya olup akmaya başladı. Gözüpek aydınlar, her dönemin adamları değil, aydınlık Türkiye'nin gerçek Cumhuriyetçileri, yürekleri tepeden tırnağa iman ve ümit dolu halleriyle demokratik, laik ve sosyal devlet için bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü için bütün ulusalcılar, Tandoğan meydanında toplandı. Yaratılmak istenen karşı-devrimin karşısında bir duvar olduklarını haykırıyorlardı. Türkiye'nin aydınlık geleceği için toplanan aydınlık insanlarıydı bunlar. Emperyalizmin "parçala, böl, yönet oyununa'' düşmeyeceğini haykıran, Atatürkçü gerçek vatanseverler hep bir ağızdan; "Dağ başını duman almış gümüş dere durmaz akar, güneş ufuktan şimdi doğar yürüyelim arkadaşlar, sesimizi yer gök su dinlesin" diyorlardı. KKTC olarak varlığımızın kabulü ve "birlik ve beraberliğimiz" için; gün, o günü gerektiriyorsa; bizler de yürüyelim arkadaşlar.
|