|
Yazacak çok konu ve çok sorun olsa da, Pazar oldu mu, sizlere stres yaratmayacak birşeyler yazmaya çalışıyorum. Bugün de iyi bir Pazar geçirmenizi dileyerek, sizler için beğeneceğinizi umduğum, iki güzel hikaye seçtim. EINSTEIN VE ŞOFÖRÜ Einstein birçok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförünün kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför, Dr Einstein, dedi, "sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum". Yaşlı adam pası almıştı. Pekala, dedi, "şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanı-mazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim ve sen konuş." Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi: "Böyle basit birşeyi sormanız gerçekten çok garip," dedi, "Şimdi arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim." *** HERKESİN HIRSIZ OLDUĞU ÜLKE Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış, ama istisnasız herkesin. Gece olunca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gidermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmış. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış. Ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kişi ilk kişiden çalana kadar sürermiş. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş: "Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok." demişler. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış. Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş. Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış. Kağıtda şunlar yazıyormuş: "Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa herşey için çok geç olmuş demektir". Çok anlamlı ve düşündürücü değil mi? Önemli olan dürüst insanları zamanında farketmek ve onlara gereken değeri vermektir. Yine de gün gelip çattığında, aradığınız dürüst insanları bulabilmeniz dileğiyle!
|