|
Sanki de çözüm ve anlaşma kapının arkasındadır da, Avrupa Birliği’nden de sesler yükselmeye başladı. Varılacak olan anlaşmayı, yürürlüğe konmasını ve yaşatılmasını Avrupa Birliği garanti etmeye hazırmış. Üç garantör ve üçlü garantiler yetmedi de şimdi AB de sıraya girdi. Oldu olacak, varsın Talat-Hristofyas anlaşmasını -eğer gerçekleşebilirse- AB de, ABD de ve BM de garanti etsinler. Öteki garantörler gibi onların da Kıbrıs üzerinde hakları ve talepleri olsun. Onlar da paylarını alsınlar. Al sana, al bana, bilmem neyim kalsın Hasan'a misali. Eee, Kıbrıslılara ne kalacak? Bunu soran yok? Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar ne zaman akıllarını başlarına alacaklar, ben bilemiyorum. Ortada bazı gizli emeller ve oyunlar seziyorum... Aklıma bir de ne geldi bilir misiniz? Sizlere söylemekten ve sizlerle paylaşmaktan kendimi alamıyorum. Hatırlar mısınız 1963 yılı sonlarında iki toplum arasında başlayan kanlı çatışmaları. Türk semtlerinin, köylerinin bir bir düşmesini ve EOKA'cılarla Rum milisi ve polisi tarafından işgallerini? O günlerde de Türkiye ve Yunanistan, İngilizlerle birlikte garantör idiler. Ne yaptılar? O günlerdeki Türk hükümeti adaya müdahale edememiş ve Kıbrıs'a çok uluslu bir barış gücü gönderilmesine razı olmuş, hatta kendisi istemişti. Ve, o melun BM Güvenlik Konseyi kararının altına imzasını atmıştı. O kararın ki Kıbrıs hükümetini ellerine geçirenlerin Kıbrıs hükümeti ve Cumhuriyeti olarak kabulünü onaylamıştı. Karar oybirliği ile alınmıştı. Ve de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve hükümetinin rızası ile adamıza UNFICYP (Birleşmiş Milletler Barış Gücü) askerleri, arabulucusu, sivil polisi ve görevlileri sokulmuştu. Bakınız, şimdi de, adaya garantör olarak AB de girmek üzere. Yarın Amerika da girecek. Ve Türkiye bunları kabul etmek mecburiyetinde bırakılacak. Çünkü, oyunu planlayanlar Türkiye'nin zayıf bir anını beklemişlerdir. İşte o zayıf anı geldi. Hükümet ve iktidardaki en güçlü parti dağıtılmak, kapatılmak üzere. Anayasa Mahkemesi ne karar verirse versin. Türkiye bir siyasi, ekonomik ve sosyal girdabın içine, kaosa, krize sürüklenmiştir. AB ve ABD ile BM'ye gün doğmuş değil midir? Bu durumda, Türkiye, tıpkı 1964'te olduğu gibi AB'yi de BM'yi de ABD'yi de garantör olarak tanıyacaktır. Ama, henüz ortada yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti yoktur. O da olacaktır. Zamanı belli olmamakla beraber, er geç, yeni bir anlaşma yaptırılacak, zorla kabul ettirilecek ve garantisi de Amerika'dan, Avrupa Birliği'nden, Birleşmiş Milletler'den gelecektir. Gölge garantörler olarak da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere yeni konjonktürde yerini alacaktır. Gördünüz mü ne güzel senaryo, ne yerinde plan ve sonuç! Biz, Rum ve Kıbrıs Türkü olarak hala daha hazırlanan komploları, senaryoları, oyunları göremiyor ve ona göre hareket-yol planı çizemiyorsak başımıza ne gelirse gelsin müstahakımız olacaktır. Bizim kuşak hayır yüzü görmedi. Evlatlarımız ve torunlarımız da görmeyecek bu gidişle. Çünkü Kıbrıs üzerinde oynanan oyunlar Amerika'nın, Avrupa Birliği'nin ve İngiltere ile Birleşmiş Milletler'in ortaklaşa düzenledikleri bir tertiptir, tezgahtır. Hristofyas ve Talat müzakere yolu ile Kıbrıs sorununu çözecekmiş, adaya barışı, işbirliğini, dayanışmayı, birlikte varolmayı getirecekmiş ve Kıbrıs'ın esas iki halkı da huzura kavuşacakmış! Pah, pah!!! Şahsen inanmadım, inanmıyorum ve inanmayacağım. İnananlar da yok değil. Onların da kimler olduğu belli. Yabancıların işbirlikçileri, destekleyicileri, yeni yapılanma denilenden çok şeyler umanlar ve bekleyenlerdir. Haydi AB, sen de garanti et, garantör ol, sen de demir at bu topraklara. Arkandan da Amerika yerleşsin. İngiliz zaten yerleşmiş durumda. Paylaşınız anasını satayım bu adayı, yeni sahipleri siz olunuz, tapusunu da üzerinize geçiriniz. Serbestsiniz. Çünkü Kıbrıslı Türkler ve Rumlar akılsız ve ileriyi görmekten yoksun olduklarını kanıtlamışlardır.
|