Lokmacıda dekorlar hazırlanırken
Adnan Işıman

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Mart 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Dün, senelerce kader birliği yaptığım arkadaşlarımla civarında yaşadığımız Lokmacı barikatının olduğu yere gittim. Uzmanlar dedektörlerle harıl, harıl mayın ve benzeri patlayıcı arıyorlardı. Ara bölgenin konumuna uygun yıkılmaya yüz tutmuş kerpiç yapılar çoğunlukta. Yıllarca el değmemişliğin mahzunluğunda hemen hemen birçoğunun yıkılması gerekecek. Hele girişte, yıllardır iş yapmayan, sabırla, Lokmacı kapısının ardında adeta nizamiyede durarak açılmasını sayıklayan bazı dükkanların derme çatma konumu tam anlamıyla görücülerin acıma duygularını kabartacak halde.
Adını "Lokmacı Kapısı" koyduğumuz bir tiyatro oyunu düşünün. Küçük bir kara parçasında yaşayan iki halktan nüfusça çoğunlukta, paraca zengin konumda olan taraf, zayıf gördüğü tarafı "ham" yapmak istediği için bir kavga başlar. Başkentin ortasında, her iki kesimin en yumuşak noktasında olan yol ilk günden itibaren kapatılır. Yıllar boyunca artık  adı Lokmacı barikatıdır. Varillere toprak doldurularak bir barikat yapılır, mazgal delikleri açılır ve arkasında geceli, gündüzlü nöbete yatılır. Böylece  "Uzun yol" dedikleri mekan, iki farklı ırktan gelen ama yıllarca kader birliği eden taraflarca  ikiye ayrılır! Seneler akıp geçer, köprülerin altından çok sular akıp gider. Zayıf olan tarafa hamisi destek çıkar ama dünyanın da olanca tokatını yer. Adına, ister yanlış politikalar, ister etnik farklılıklar, ister haksızlıklar deyin, hak terazisi hep yanlış tartan, üç maymunları oynayan dünya, zamanı  birinin lehine, diğerinin aleyhine çalıştırır, bunun bir sonucu olarak uzlaşma hep askıda kalır! Oyun uzadıkça, perdeler çoğaldıkça, oyuncusu, figüranı arttıkça, parmağını sokup karıştıran fazlalaştıkça, işler daha da içinden çıkılmaz bir hal alır. Nihayet her iki taraftan işçiden, çalışandan olduğunu söyleyenler gelir iktidara. Bu hava ile zannedilir ki barış kapıda! İlk hamle olarak kerameti Lokmacının açılmasında ararlar ama nafile. Güney'de yaşayanların Kuzey'dekilere bakış açısı yıllara rağmen hep aynı yerde kalır. Perdede eşitlikten, iki bölgelilikten söz edilse bile, perde gerisinde amaç korumasızlığı yaratmaktır. Gaye yıllardır barışı, sağlayan gücü adadan uzaklaştırmak, "askersizleştirme " başlığı altında egemenliği tek taraflı olarak çalıştırmaktır. İşte tam bu sırada perde kapanır, yeniden açılır. Bilinen hikaye oynanmaya başlanır. Sahnede bir çobanla koyunlar, kuzular vardır. Birdenbire bir yılan çıkar ortaya, çoban yılanın haline acır, bir tasa süt koyar önüne uzatır.
Yılan tereddütsüz sütü içer teşekkür eden gözlerle bakar, çeker gider. Ertesi gün yılan yine gelir, çoban, yine süt dolu tası önüne koyar. Sütü içtikten sonra yılan tasın yanına bir altın para bırakır. Bu alış veriş aylarca, yıllarca sürer, her iki taraftada bu ilişkiden memnun kalır!
Bir gün gelir, çobanın kasabaya işi düşer. Oğlunu yanına çağırır, yıllardır gizli tuttuğu ilişkiyi anlatmak zorunda kalır.
"Bak" der çoban, ben kasabada iken sakın yanlış yapayım deme, koy sütü yılanın önüne, al bıraktığı altını, nereye gittiği ile ilgilenme".
"Peki baba" der oğul. İlk gün sorunsuz geçer, yılan gelir sütü içer, altını bırakır gider. İkinci gün, üçüncü gün de böyle geçer ama oğlanda bir sabırsızlık, bir merak, niyeti altınların kaynağına ulaşmak. Bir sonraki günde kararını verir yılan ayrılırken o da peşinden gelir. Giderler giderler tenha bir yerde yılan bir delikten içeri girer. Delikte kaybolmadan "yılana ihtiyacım kalmadı, altınları buldum" heyacanında elindeki sopayla yılana vurur, yılanın kuyruğu koparken döner o da oğlanı ısırır, oğlan ölür.
Acı haber tez ulaşır, çoban gelir, oğlunu defneder, zaman geçer işine gücüne döner.
Bir süre sonra uzaklardan yılanı görür. Evlattan olmuştur ama altınlar da gitmiştir. Yılana seslenir "yılan kardeş, hatanın büyüğü bizde, olan oldu, gel unutalım, yeniden dost olalım"
Yılan acı acı gülümser "var git işine çoban başı, bende bu kuyruk, sende evlat acısı olduğu sürece artık biz dost olamayız" der.
"Lokmacı Kapısı" başlıklı oyun böylece sona erer !.

   578 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   UBP’de yaklaşan kasırga
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Gaflet mi yoksa ihanet mi?
  14 Nisan 2008, Pazartesi   İş bitirici olmak önemlidir, yetenek gerektirir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutanım hoş geldiniz, siz bizden daha iyisini bilirsiniz
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Çiftlik
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Aç-kapa, aç-kapa..!
  02 Nisan 2008, Çarşamba   İster istemez biz de hapşıracağız
  31 Mart 2008, Pazartesi   Bremen mızıkacıları
  28 Mart 2008, Cuma   Hristofyas ve Ankara'dan nefret edenler
  26 Mart 2008, Çarşamba   Oyun içinde oyun