|
15 Kasım 1983 yılında haksızlığa, adaletsizliğe, dünyanın vurdumduymazlığına karşı çıkarak ve de her türlü tehlikeyi göze alarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilân ettik. O gün, Kıbrıs Türkü'nün gurur günü idi. Kıbrıs Türkü, o gün Türk ulusuna karşı görevini yerine getiriyor, kendi şeref ve haysiyetinin çiğnenmesine dur diyordu. O hükümette ve de o Meclis'te bulunmak, buna katkı koymak ve bu sonucun alınması için bağımsızlık bildirgesine imza atmak ve o Meclis'te oy vermek, bana gurur vermektedir. Bu benim için çocuklarıma, torunlarıma ve de gelecek kuşaklara bıraktığım en değerli mirastır. Çünkü Kıbrıs Türkü'nü bertaraf etmek ve Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak için ayağa kalkan ve de bunu Akritas Plânı'na yazmaktan çekinmeyenlere karşı, her yolla direndik, 11 yıl acılar çektik, şehitler verdik. Halkımız göçmen durumuna düştü ama şu dünya dönüp bakmadı, hakkımızı teslim etmedi. Hep bizlere kendi çıkarlarının ucundan baktılar. Hep Hristiyan-Müslüman terazisinde tarttılar. Osmanlı'nın çıkıp gittiği adayı yeniden Türkiye'ye iade değil; Yunanistan'a armağan etmek için her türlü katkıyı koymaktan çe-kinmediler. Oyun 15 Temmuz 1974'te ters dönünce, Türk Ordusu bu adaya çıktı. İşte orada erozyon sonlandı. Demire yumruk vuramayacakları için masada oyun oynayarak bizi safdışı yapmaya kalkttılar. Rum Dışişleri Bakanı Rolandis'in de yazıp teslim ettiği gibi 15 kez barış önerilerini reddeden Rum liderler, Kıbrıs Rum Yönetimi ve de Yunanistan olduğı hâlde, ''Rum'a yanaşmak'' uğruna hep bizden ödün istendi. Zamanın Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Başkanı Spiros Kipriyanu, ''tarafsız ülkeler'' cephesinden destek alarak, Mayıs 1963'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndan, Rum yanlısı bir karar çıkararak, aklınca Kıbrıs Türk Federe Devleti topraklarının egemeninin kendileri olduğunu tescil etti. Rum'un borusunun ötmediği ve de Rum'un egemenliğinin Lidra Palas kapısında kaldığı bilinmesine rağmen, BM bu oyuna da omuz verdi. Mayıs ile Kasım arasında BM ve geriye kalan dünya örgütlerine yapılan çağrılarımıza yanıt alamadık. Başkan Rauf R. Denktaş, Dışişleri Bakanı ve ekibi kapı kapı gezdiler ve uyardılar. 1960 haklarımızı anımsattılar. BM Genel Kurul kararının hatalı olduğunu, geri alınması gerektiğini bildirdiler. Ama sonuç alamadılar. Son olarak Lefkoşa'da Atataürk Meydanı'nda yapılan açık hava toplantısında ihtar yapıldı. BM Genel Kurul kararı geri alınmazsa bağımsızlık ilân edileceği duyuruldu. Sonuç gelmedi. O durumda zamanın Ulusal Birlik Partisi - ve de Genel Başkanı olduğum Demokratik Halk Partisi ortaklık hükümetinde, Devlet Başkanı Rauf R. Denktaş başkanlığında ard arda toplantılar yapıldı ve hedef belirlendi. Ankara ile çeşitli görüşmeler yapıldı. Bu arada hükümetin bir kanadı olarak Başbakan Ulusu hükümeti ile de toplantı yaptık. Tüm hazırlıklar gizlice yapıldı. Başkan Denktaş, ardı ardına dünyaya duyuru yaparak, 1960 haklarımızın çiğnendiğini, BM Genel Kurul kararının düzeltilmesi gerektiğini ileri sürdü. Olmadı. Batı dünyası Yunanistan'ı memnun etmekle megûldü. Onlara göre Rum'un esiri olması önemli değildi, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' vardı ve tanınmakta idi. Birleşmiş Milletler, dosyalarında olan Kıbrıs Anayasası'na ve antlaşmalarına bakıp da Kıbrıs Türk halkının temsiliyeti teslim edileceğine, tek yanlı olarak Rum'un işgâline boyun eğiyordu. Ve de sonuçta 15 Kasım 1983'te coşku ile, halkın yüzde yüz desteği ve de Meclis'te oybirliği ile ''bağımsızlık'' kararı aldık. Dünyaya duyurduk. Ne acı ki hakkımızı aradığımız Birleşmiş Milletler, bugün Kosova'ya yaptığının tersini yaptı ve Güvenlik Konseyi'nde oturup aleyhimize karar aldı. Tanınmamamızı istedi. Niçin? ''Varolan devletin içinden ayrılarak ayrı devlet kurmak'' büyük suçtu! Başkan Denktaş, Güvenlik Konseyi masasını yumruklayarak Kıbrıs Türkü'nün gür sesini oraya taşıdı... O tarihi bir saptamadır. O hakkımız oraya kazındı. Aradan onca yıl geçti. Şimdi Kosova dolayısıyla ''uluslararası ahlâksızlık'' sergileniyor. Bu kez 1999'da Kosova'ya giren Birleşmiş Milletler, kendi eliyle Kosova halkını ''ayrı devlet ilânına'' hazırladı. Devlet kurumlarını oturttu. Güvence verdi. Ve de geçen gün Kosova bağımsızlık ilân etmeden onu korumaya aldı. Açıklandığı gibi, ''Sırbistan'dan tek yanlı irade ile ayrılarak Kosova Devleti'nin kurulmasına'' tam destek verildi... Yani BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC hakkında verdiği kararın aynını, tam karşıt davranış için verdi. Yani ''ayrılmak suretiyle bağımsızlık ilânı'' bu kez yasal hâle sokuldu. Uluslararası camia bunu hazmetti. Ya KKTC? İşte şimdi, hem KKTC, hem de Türkiye, Birleşmiş Milletler'e başvurmak ve uygulanan çifte standardın kaldırılmasını istemek ve KKTC hakkındaki kararı iptâl etmek durumundadır. Çünkü, ''Bir devletten tek yanlı kararla ayrılarak devlet ilânı'' bir haksa, bu sadece Kosova için sınırlı olamaz. KKTC hakkındaki haksızlık düzeltilmelidir. ABD, Kosova'da üsse sahip olduğu için Kosova ve KKTC konusunda benzer durumun olmadığını söyleyerek çıkarına oynamaktadır. AB de öyle. Oysa BM gibi kurumların dünyaya bakış açısı, büyük devletlerin gözüyle olmamalı ve de çıkarı ile paralel kılınmamalıdır. Haydi beyler haksızlığı silmek için davranalım. İlk hareket KKTC Meclisi'nde, aynı gün de Ankara'da TBMM'de karar almak ve BM Genel Sekreterliği'ne başvurarak KKTC hakkındaki BM Güvenlik Konseyi kararının iptalini istemektir. Kimse bize köle muamelesi yapamaz. Bizim safımızda olanlar da köle muamelesini kabul edemezler... Bu miskinlik gömleği sökülüp atılmalıdır. Barış, biz KKTC'yi yıkarsak değil; Kıbrıs'ta kalıcı barış, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni eşit kabul etmekten geçer. BM hatalı kararını geri almalıdır.
|