Lefkoşa nostaljisi
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bugün anne annemin Ayluka’daki evini ziyaret etme kararını verdim. O semtte ha-yatımın ilk yedi yılı geçmişti. Son on yıldır ise oralardan geçmemiştim. Yürümek istediğimden arabamı uzağa Gençlik Gücü kulübünün üst tarafına hisar üstüne park edip, eski Lefkoşa’ya yürüyerek dalmak istedim. Önce hisar üstünden şöyle bir Çağlayan Parkı’na baktım. Çocukluk yıllarımda anne annemin beni elimden tutarak götürdüğü park unutulmuştu sanki. Bir zamanlar rengarenk tavuskuşlarını görmeye giden insanlardan eser yoktu. İnler cinler top oynuyordu. Ne tuhaftır ki bu yazıyı yayınlamaya hazırladığım sıralarda tarihi Çağlayan Parkı’nın adının "Ankara" olarak değiştirileceğini okuyorum. Birçok arkadaşımın dostumun bu isim değişikliğine tepkisini de işitiyorum. Bense bunu normal karşılıyorum. Neden mi? Hele bir yazının devamını okuyun. Anlarsınız…
Tantinin hamamının yanından geçerek  ilerledim. Tantinin hamamı deyince bir parantez açmak isterim. Bu noktada tarihi bir mekanı göz göre göre kayıp ediyoruz. Tarihi hamam rezil bir halde, içi çöp dolu. Dokunsanız yıkılacak. Eski eserler mi bakar, belediye mi el atar kim yapacaksa yapsın orayı kurtarsın, yoksa bir süre sonra  çok geç olacak. İlle de hamam olarak restore edilmesi de gerekmez, Bir müze olarak dahi kullanıla bilinir. Lütfen biri acil olarak el atsın. Bir tarihi eseri halkımızın ve turistlerin ziyaretine açsın.
Tantinin hamamının görüntüsünün verdiği hüzünle yürüdüm benim eski mahalleye. Yeni Cami’yi, bugün Has-Der'in kullanımındaki Ayluka Kilisesi’ni, Akkavuk Mescidi’ni gezdim. Etraf tamamen aynıydı. Hatta eskisine göre daha bakımlıydılar. Demek ki istenilince bu  eski eserlere bakım yapılabiliniyor sahip çıkılı-yordu.
Etraf fazla değişmemişti. Değişen ise sadece insanlardı. Yüz yıllık evler, eski sahipleri ve onların çocukları tarafından terk edilmiş, adaya son yirmi ya da daha az yıllık zaman içerisinde gelenlere ya kiralanmış ya da satılmıştı. Bunu fark etmek önce üzdü beni, ama sonra öyle şeyler yaşadım ki üzülmemin yersiz olduğunu anladım. 
Gezerken o daracık sokaklarda, Nazım hocayı andım. Sonra Bedia teyzeyi. İlk kahvemi onlar içirmişti. Çolakoğlu'nun bakkaliyesine gittim. Tıpkı kırk üç yıl öncesi gibi, "Morning Cofe" bisküvi aldım. Satıcı adama "Nenemin hesabına yazılacak" diyesim geldi. Güldüm. Adam da bana bir tuhaf baktı doğal olarak. Sohbet ettik sonra. Adaya işçi olarak gelmiş. Sonra çalışmış çaba-lamış bu dükkanı satın almış. Dükkan eski misyonunu sürdürüyor anlayacağınız. Etrafta süpermarket falan da yok, bu da bir şans tabii ki.
Kıymet teyzenin evinin önünden geçerken, duyduğum Kıbrıs şivesi ile irkildim. Gene de eve girip de sesi duyulan o mu, sağ mı diye sormak gelmedi içimden. Korktum ters bir cevap almaktan. Yüzü ise beynime çakıldı, tatlı gülüşü, maviş bakışı ile. Hızla uzaklaştım bir zamanlar yaramazlıklarıma en çok tolerans  gösteren o küçük kapılı evin önünden.
Yavaş adımlarla geldim ata evinin önüne. Kapı açıktı. Birden evin hanımı ile göz göze geldik. "Merhaba "deyiverdim. Kadın adeta çığlık atarak "Hoşgeldiniz buyurun " dedi. Beni tanıyıp tanımadığını sordum. Tanıdığını hatta evle olan ilgimi de bildiğini söyledi. Israrla içeri davet etti. Girdim evin erkeği de içerideydi. On beş yıl olmuş Hatay'dan göçeli. Ülkemize daha iyi bir yaşam için gelmiş. Birkaç yerde çalıştıktan sonra o da kendi işini kurmuş. Ulusal Birlik Partisi'nin lokalini çalıştırıyormuş. Bu evde doğmuş çocukları.
Bu sokağa ilk yerleşen Hataylılardanmışlar. Birçok Hataylı kendilerinden sonra gelmiş mahal-leye. Mahallede yaşayan az sayıdaki Kıbrıs kökenlinin Hataylılar ile arasının sanılanın aksine çok iyi olduğunu, ancak bir araya geldiklerinde Kıbrıslıların eskileri de çok özlediklerini sıkça belirttiklerini , kendilerinin de o eski günleri hayranlıkla dinlediklerini anlattılar.
Evin reisi Mehmet bey, yıllar önce vatandaş olmuş ancak daha sonra vatandaşlığı iptal edilmiş. Aslında vatandaşlığının iptal sebebini kendisi de bilmiyor. Namusumla çalışıyorum diyor. Öyle bir günde falan da vatandaş olmamış, yıllardır ailesiyle bu ülkede emek sarf etmiş, ekmek yemiş. Buna rağmen  hallerine şükür ediyorlar. En azından oturma iznimiz var diye duacılar.
Önce evi gezdirdiler bana. Kıbrıs adası halklarının  yaşadığı göçler nedeniyle evlerini kayıp eden, yıllar sonra ise kapıların açılması ile evlerini görmeye giden insanların heyecanlarını işte o anda anladım. Zira, duvarlarda anıları, anneannemi pastırma hazırlarken, dedemi  yani rahmetli çakulet çavuşu ise  yatağında gördüm.Bir hüzün dalgası kaplıyor içimi. Silkiniyorum, gerçek hayata dönüyorum.
 Sonra ailece muhabbete dalıyoruz. Yıllar öncesinin dekoruna yerleşmiş değişik aktörler gibiydik. Misafirperver yaklaşım ise zaman  içerisinde dekor dahilinde değişmeyen tek unsurdu. Evlerinde ne varsa paylaşmaya hazırdılar. Tıpkı anne annemin döneminde bizde de olduğu, ama ganimet düzeni ile kayıp ettiğimiz misafir ağırlama zevkinin doruğunda idiler.
İkram edilen kahveyi içtikten sonra  evi  ve mahalleyi terk ediyorum. Bir zamanlar kapı önünde sandalyelerini koyup bir birlerine kahve içmek için ziyaret eden, birlikte oturup  molohiya ayıklayan, yasemin dizen kültürün kayıp olduğunu saptayıp üzülüyorum. Tabiat kesinlikle boşluk tanımaz. Eski sahipleri tarafından terk edilen bu yerlere yerleşen insanların, buraları sahiplendiklerini, etle tırnak gibi bu ev ve sokaklara bağlandıklarını  görerek ise mutlu oluyorum. Çağlayan Parkı'nın yanından bir daha geçiyorum. Adının birkaç gün sonra Ankara'ya çevrileceğini bilmeden. Birtakım takıntılarımı da geride bırakarak şehrin yaşadığım kısmına doğru yol alıyorum.

   593 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…