|
Biz Kıbrıs'ta çözüme endekslenip, 2008 yılını çözüm yılı olarak görürken, AKEL Komünist Partisi'nin yayın organı Haravgi gazetesi, yani Rum tarafında hükümet edenlerin gazetesi Türkiye ve KKTC ile ilgili haber ve yorumlarında "tilkinin üzüm hikayesi" örneği hareket etmektedir. Tilki, bu yıl üzüm çok olacak demiş. Nereden biliyorsun, diye soranlara da 'canım öyle istiyor da ondan' yanıtını vermiş. İşte "Haravgi" gazetesi bir yorumunda şöyle diyor: "Türkiye'nin Başbakanı Tayyip Erdoğan memnuniyetsizliğini dile getirdi. Çünkü kendisinin dediği gibi 'Kıbrıs sorunu, AB ile yapılan görüşmelerde her zaman Türkiye'nin önünde bulunuyor. Başrollerinde kendisinin ve askeri kurulu düzenin olduğu anayasal bir krizle karşı karşıya kalan Türk Başbakan'ın kanunsuzluk ve halkın aleyhinde olan açık adaletsizliklerin hiçbir zaman Erdoğan ve askerlerin önünde bulunmayacak." Sözde çözümden yana olduğunu ilan eden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yeni imaj peşinde koşarken, Kıbrıs sorunu ile uzaktan yakından ilgili ülke ve kurumlara da sürekli şunları duyurmaktadır: "Hristofyas'ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesi ile yeni bir dönem başladı. Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi ve çözüme yönelik güçlü bir istek var.'' Haravgi gazetesindeki yorumda da patronlarının yolundan yürümeyi de çözüm yolunda yürüme olarak gösteriyorlar. Rum halkının isteğini tüm Kıbrıs'ın isteği olarak satmayı da bir marifet sayıyor ve şöyle diyorlar: "Kıbrıs sorununun çözülmemesine yönelik işgal ve Türkiye'nin yükümlülükleri meydana çıkıyor, ancak halkımızın birleşmiş bir vatanda batış içerisinde yaşama arzusu açıkca beliriyor. Sadece Kıbrıslılar için olacak bir çözüm." Hristofyas'ın dostu Mehmet Ali Talat ile yapacağı çözüm bu ise, resmen bizimle dalga geçiyor. KKTC Cumhurbaşkanı'nı da Kıbrıs Türk halkı seçmiştir ve çözümden anladığı da sizin anladığınız manada değildir. Kıbrıs Türkü'nü bir azınlık ve Rum idaresine tâbi bir azınlık gibi görme el çabukluğunu da geçerli bir çözüm zannediyorlarsa yanılıyorlar. Bakınız Hristofyas'ın yayın organı Haravgi gazetesinin makalesinde de 'haksızlıklar sevap değildir' sözleriyle şunları da karalamaktan geri durmuyorlar: "Türkiye'nin yöneticileri ve Ankara'nın generalleri Kıbrıs sorununu her zaman önlerinde bulacaklardır. Görünen odur ki, Güney'de sözde barış ve çözümden yana bir hava estirenler, AB üyeliği kozunu Türkiye ve KKTC aleyhinde kullanmayı da öncelikle gündemde tutmaktadırlar. Böylesi yaklaşım ve duruş eğer çözümden yana olmak ise, düşmanca duruşları nedir açıklamalıdırlar.'' Lokmacı Kapısı'nda bile 24 saat dolmadan Türk tarafına çirkin yüzlerini göstermeleri, çözüm yolunda kurulan hayal ve umutları şimdiden silmekten de geri durmamalarının amacı nedir? Bu amaçta barışçıl yaklaşım olduğunu söylemek fazla saflık olur. Rum tarafıyla 2008 yılı içinde çözüm yapma umudunu besleyenler bir kez daha umut kırıklığına uğramaktan da uzak duracaklarını bilmelidirler.
|