Suyun hayati önemi bilinmelidir
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Nisan 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İnsan hayatı kainatta var olduğu sürece, su her zaman hayatında olmuş ve olacaktır da. Bütün dünyanın evreselliği içindeki boyutu ve derinliği, tamamen suyla var olan bir gerçektir. Tıp dünyasına bir giriniz, insan anatomisini ve fizyolojik özelliklerini inceleyiniz, suyun, insan bedeninin büyük bir bölümünü teşkil ettiğini göreceksiniz.
Bunları yazmamdaki amacı anlamışsınızdır herhalde. Bir ada olmanın verdiği sıkıntı ile beraber hala daha dünya değerlerinin ve dünya insanının önünde duran küresel ısınma, elbette ki bizi de düşüncelere sevketmeye devam etmektedir. Havalar ısındıkça, su ile ilgili hayat gerçeğini daha bir ciddi düşünmeye başlıyoruz. 
Geçen yılın susuzluğunu, kurak geçen mevsimini, kavurucu sıcaklığını yaşadıktan; bu yılın kuraklığını ve bir damla yağmuru olmayan havasını gördükten sonra, her halde bu yıl "sütten ağzı yanan ve yoğurdu üfle-yerek yiyen insan gibi" davranmak durumundayız. Yani bir yerde, suyun hayatiyeti önemini idrak eder duruma geldik.
Su ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılacağından söz ediliyor. Gerek ilgili bakan gerekse jeoloji ve yeraltı suları ile ilgili birimler, gerekse belediyeler; bunlara sık sık atıfta bulunuyorlar. Tabii ki çevre ile ilgili kurumlar ve kuruluşlar da buna parmak basıyorlar. Yeşili arayan, ama yeşilin tozunu göremeyen insanların acıları ve özlemleri...
Şimdi şöyle oturup düşünelim...
Ne düşünelim, nasıl düşünelim?
Evvela şu bizim Kıbrıs'ın şansından olsa gerek, su sorunu hepimizin kaderi haline gelmiştir. Suyun varlığı veya yokluğu, kesinlikle insanoğlunun diniyle, imanı ile ve ırkı ve milliyetiyle de bağlantılı değildir. O halde "düşünelim" diyorum. Hem de derin derin düşünelim. Yer üstünde biz insanoğlu olarak ne kadar siyasal, toplumsal, kitlesel ve bireysel nedenler yüzünden kavga ederse etsin, ne kadar savaşırsa savaşsın, o iki düşmanın da, hayat  gerçekleri ile karşılaşınca görüntülerinin dramatik bir hal aldığını anlarız. Bu dramatik hal da "susuz bir ülkede iki düşmanın kavgası ve yer altından yer yüzüne çıkacak suyun insan hayatına hayat vermesi"dir. Önce insan bedeni kurtulacak, su bedene hayat verecek, sonra beyin çalışacak, dürtüler başlayacak, zevkler arzular artacak veya eksilecek, kinler ve nefretler oluşacak, sevinçler mutluluklar yüreklere dolacak ve insan egosuna sahip olmanın kaçınılmazlığı içinde "susuz bir hayatı" unutacağız.
Sadece bir diş fırçalamasında dişlerimizi fırçalarken açık tuttuğumuz musluktan akan suyun, birey bazındaki akışını hesaplarsak, sanırım milyonlarca küp suyun harcandığını göreceğiz.  Milyonlarca küp suyun harcanması demek, hayatımızın daha susuz geçeceğinin delilidir demektir. Daha susuz bir hayatın bedelini kimlerin ödediğini kendimize sorarsak, "yine biz öderiz bunun bedelini" derim.
Ve düşünmeye devam edelim.
Kadınlarımız!  Kadınlarımız mutfakta ne yaparlar?
Sabah kalkışı ile başlar gün.  Afedersiniz, tuvalet ihtiyacıdır, banyodur, çamaşırdır, kap kacaktır, silme süpürmedir, yemek pişirme hazırlığıdır, salatalık ve yeşil sebzelerin bol bol yıkanmasıdır ve daha saymakla bitiremiyeceğimiz işlerdir; bunlar tümü de kadının uğraşlarının parçaları. Kadın bunları neyle yapar?  Elbette ki suyla. Susuz ne olabilir ki?  İnsan mundar mundar dolaşamaz ya.  Veya yıkanmamış sebzeleri yıkanmadan yiyemez ya. Veya tabaklar, çanaklar çömlekler yıkanmadan kullanamayız ki. 
Söylemek istediğim şu...
Her insanın günlük hayatında mutlaka suyun önemi çok büyüktür.  Ama, o önemin idraki içinde, suyla geçen zamanımızda küçük küçük su kaçamaklarının veya çeşmeyi boşa akıtmanın, susuz bir ülkede ne denli büyük bir olay olduğunu biliyor musunuz?
Çevre Bakanı'nın "Su tasarrufu ile ilgili yasal düzenleme yolda" sözü bayağı beni düşündürdü. Hem düşündürdü hem sevindirdi. Biraz da üzdü... 
Düşündürmesi şu:
"Yahu biz hiç böyle değildik. Ne oldu bu adanın insanlarına? Suyun yokluğu ile varlığı arasında sıkışmış iki halkın sıkıntıları, suyun evrensel boyutu, biz, ada insanın boynuna bir ilmek gibi nasıl da geçti?"
Sevindirdi, çünkü birileri balyozu eline alacak ve anlamayan kafalara durmaksızın vuracak da vuracak.  "Boşa harcadığın her suyun damlasının kıymetini bil arkadaş" dercesine bir uyarıya muhatap oluyoruz. Şayet Çevre Bakanı "sifonun suyunu bile kontrol altına alacağız" dediğinde onun ironik bir ifade şekli içindeki görüntüsü beni sevindirdi ve istemeden rahmetli Aziz Nesin'in o ünlü hicivlerle ve iğnelerle dolu sözlerini anımsadım.
Ne kadar derin ifadeler kullanmış Aziz Nesin toplumsal duruşumuz ve göremediğimiz hayat gerçeklerimiz üzerine. Fakat biz hayat gerçeğimizi görmeye başladık, gibi.
Siyasiler, teknik adamlar, gazeteler, köşe yazarları ve daha niceleri, dünyanın bilim adamları "susuzluk insanoğlunu yok edebilir" diyorsa, bu da düşündürücü ve üzücüdür.
Özetle bu yaz da işimiz zor.  O nedenle suyu mutlaka ölçülü ve bi-lerek kullanalım, diyorum. Aksi halde biz bizi yeriz, biz bizi kırarız ve biz bize yok oluruz, şu minnacık adada ve büyük sandığımız ama hiç de büyük olmayan bu koca dünyada.  Akan suyun bir damlasının değeri kadar değeri var mı bu koca kürenin? Onu soruyor ve sorguluyorum hayatın gerçeğinde. 

   328 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Eski akıl hastanesi n'oldu?