Hellim
MUSTAFA KEMAL KASAPOĞLU

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Nisan 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kıbrıslıların çok iyi bildiği bir yiyecek...
Hatta günlük yaşamlarının ayrılmaz parçası oluvermiş geçmişten başlayarak...
Hasbehas Akdeniz ve Ortadoğu kokmakta...
Elde olası bulunan ilk kaynaklardan üretime İ.Ö. 6000-7000 yıllarında başlanmış olabileceği düşünülmekte...
Homeros, İ.Ö. 1184 tarihinde yazmış olduğu Odysseia Destanı'nda peynirin mağaralarda iki tür sütten (caprine ve bonvine) yapıldığını belirtmektedir. Buna ilaveten Aristo ve tarihin babası olarak kabul edilen Herodotos da, yapıtlarında özel tür peynirlerin yerel halk tarafından yapıldığını ve tüketildiğini belirtmektedir.
Bu noktadan da anlaşılacağı üzere, ilkel yaşam süren insanlar, hayvanlarından elde ettikleri süt denen beyaz sıvıyı uzun süre kullanabilmek amacıyla, onun üzerinde bir dizi işlem uygulamışlar, bunun sonucunda sütü, dönüştürdükleri yumuşakça madde biçiminde koruma altına alarak, zaman içinde tüketme yoluna gitmişler.
Yani, bir başka değişle sütün korunması amacıyla peynire         (hellime) dönüştüğü sanılmakta...
Ama yeni dünya düzeninde "hellim" de bir silaha dönüşüvermiş...
Hem de politik olanına...
Tıpkı tüm diğer yerel olanları gibi...
Küreselleşmenin kıskacında dünya yeniden şekillendirilmeye çalışılırken, toplumları birbirinden ayrıran özellikler yani, yerel değerler yerini yavaş, yavaş yitirmeye başlamışa benziyor. Çünkü küreselleşmede kâr var,
Bağımlılık var,
Eşitsizlik var,
Güdümlü evrenselleşme var,
Kısacası, sömürülmek var...
Kıbrıslı Rumların "hellim"'i tescil ettirmek için yaptıkları başvurularının kendi içlerinde tutarlı veya mantıklı gelebilir. Zira bu bir markalar savaşı. Onlar da bu avantajlarını kendilerince kullanmak isteyebilirler.
Oysa Kıbrıslı Türkler içinse bu bir "Titina Loizudu" davası misali patlamaya hazır bomba... Zira arkasının da gelebililiği çok da uzak görünmemekte...
Buradan hareketle bunun anlamını şöyle okumakta yarar var; "yerel olarak kabul kimi ürünlerin gerçk kimliği örtük olsa da, bunları sineye çekmek yerine adadaki iki toplumun varlığı bağlamında her zaman saygın bir biçimde paylaşabilmek için gereken hukuki atılımları yapmaktan çekinmemek gerekir."
Necdet Osam hocamın DAÜ'yü tanıtmak amacıyla gittiği Londra'da bir alış-veriş merkezinde görmüş olduğu "Yunan Usulü Yoğurt-Greek Style Yogurt" tarzındaki bir ibarenin "hellim" adı üzerindeki hukuksal savaşımın daha yeni, yeni başladığını ve yayılma alanları hakkında bizleri düşündürmeli ve uyarmalı...
Oysa tarihsel olarak Kıbrıs adasına bakıldığında, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olsa da, Alman felsefeci ve dilci Wilhelm von Humboldt'un dediği gibi dil ile kültürün birbirinden ayrılmaz parçalar olduğunu, birinde meydana gelen değişikliğin diğerini çok açık bir biçimde etkileyebileceğini vurgulayarak dilin kültür içinde yoğ[u]rulduğuna işaret etmektedir.
Buradan hareketle bir toplumun kültürünü, kültürel değerlerini oluşturan kimi öğelerin toplum tarafından adlandırılması, dilin yapısal özellikleri ve psiko-sosyal değerlerle ve tarihsel gelişimlerle gerçekleşmektedir.
Kısacası, hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin izlerini taşımakta...
Zaten ben ve hocam Necdet Osam tarafından hazırlanan raporun sonucunu bizler; "Kıbrıs adası, temelde iki farklı kökenden gelen, kök toplulukların çoğunlukta olduğu toplumlardan oluşmuştur. 1960 Anayasası'nın 1. maddesinde kökensel kimlik tanımları ve bunların kullandığı diller, anayasanın 2. maddesinde açıkca belirtilmiştir. Bu maddeler, bize herhangi bir farklı kültürden gelen sözcüğün geçiş yaptığı kökensel kimlik ve buna bağlı olan dilde farklı bir değişime uğrayacağını göstermektedir.  Diğer bir anlatımla "khallum- (?)" sözcüğü gerek Kıbrıs-Türk ağzında, gerekse farklı Kıbrıs-Rum ağzında doğal bir farklılık gösterecektir. Bu farklılık dilin sessel ve biçimbirimsel özelliklerinden kaynaklanacaktır. Ortaya çıkan farklılık, bir ağzın diğer ağız üzerine olan üstünlüğünü göstermez. Ya da söz konusu sözcüğün iki ağızdan birinin temel sözcüğü olduğu anlamına gelmez. Bu, dilsel kuralların temel ölçütlerinden biridir. Diğer bir anlatımla hellim sözcüğü, ürün bağlamında coğrafyaya gönderme yapmaktadır. Hellimin adada bulunan iki farklı kökensel kimlikten birinin özgün ürünü olarak algılanması söz konusu değildir. Tam tersine, ürün kültürel bir değer olduğundan, ada kimliği öncelenebilir; ancak kökenselliği ve bir kimliğe aidiyetinden söz etmek bilimsel normlara ters düşmekten öteye geçmez." olarak bitirmiştik.
Saygılarımla...

   467 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Kamuda verimlilik
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Kanser
  31 Mart 2008, Pazartesi   Uygunsuz gerçek
  24 Mart 2008, Pazartesi   Köprüleri Atma Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın
  17 Mart 2008, Pazartesi   Erdem
  10 Mart 2008, Pazartesi   Magnum Photos
  03 Mart 2008, Pazartesi   Örnektik
  25 Şubat 2008, Pazartesi   IV. güç basının (medya) rolü
  18 Şubat 2008, Pazartesi   İskele ve gelecek
  11 Şubat 2008, Pazartesi   Meleklerin dokunuşu