|
Basın, düzenli aralıklarla çıkan gazete, dergi vb. yayınların tümünü ve bunların hazırlanması ile ilgili etkinlik ve kuruluşları topluca belirten bir terim olarak kabul edilmektedir. O açıdan basının ilk tarihi yolculuğuna; dünyada ilk baskı aracının, Gutenberg tarafından Almanya'nın Strasburg kentinde 1440 yılında gerçekleştirilmesiyle başladığını söylemek çok da yanlış olmaz sanırım. Gutenberg'in olağanüstü buluşu, Bayezid II (1481-1512) döneminde Osmanlı ülkesine, Musevi asıllı Osmanlı yurttaşları David ve Samuel Nahmes kardeşlerin 1494 yılında kurdukları ilk matbaa ile girdiğini söyleyebiliriz. Süratle gelişen basın kavramı; günümüze kadar iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim ve buna bağlı yeni iletişim düzeni, toplumların çok yönlü ve çok boyutlu etkilenmeleri-ne neden olmuştur. Söz konusu bu değişim, ülkelerin ekonomik, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, hatta ideolojik yapılanmalarında da etkili olmuş, coğrafya sınırları bir anlamda eski değerini yitirmiştir. İletişimde, mesafe olgusu da yeni boyutlar kazanmış, uzaklar adeta yakınlaşmış gibi olmuştur. Günümüzde teknik atılımlar ve gelişmelerle, iletişimin, gerek kamuoyunun yaratılmasında, gerekse de halkla ilişkilerin düzenlenmesinde (olumlu ve/veya olumsuz) önemli bir yer tuttuğu kuşku götürmez bir gerçekliktir. Devlet ve hükümet yönetimlerinin kitle iletişim araçlarıyla yönetsel etkinlikleri ön plana çıkarmaları, konunun önemini ve ağırlığını tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bir başka değişle, günlük basının önem kazanışı; yurttaşlık bilincinin olgunlaşması, kendini politik tavır alışların ve yargıların bireyselleşmesi şeklinde göstermektedir. İnsanlar, kendi inanç ve bilinçlerine dayanarak davranmaya, karar almaya başlamışlardır. Bugün, okurlar, kesin yargıları kuşkuyla karşılamaktadır ve uzmanların açıklamaları ile beslenmiş olguları bulmak, anlamak ve tanımak istemektedirler. Gazeteler artık daha az fikir; daha çok olgu (birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç) iletmektedirler. Olgular, yurttaşın politik eyleminin temelindeki düşünceleri açığa çıkarmaya çalışmaktadırlar. Buradan da anlaşılmaktadır ki, basının (medya) etkisi bireyler bazında sınırlı kalmamaktadır. Toplumun geneli boyutunda da olanca ağırlığıyla gözlemlenebilir. Basın (medya), toplumun yapısını, kurulu düzenini ve bireyler arasında cereyan eden toplumsal ilişkileri yeniden yaratma, yeniden şekillendirme, yeniden üretme ve yorumlama gücüne ve yeteneğine sahiptir. Semboller, işaretler, sayılar, sözcükler ve resimlerden ya da bunların bileşkesinden oluşan iletiler yalnızca mesaj taşımazlar. Aynı zamanda insanların dünyasını yeniden şekillendirip yorumlar, ona yeni boyutlar kazandırır. Basının bu şekillendirme ve değiştirme etkisi bireyler ve genel anlamda toplum boyutuyla da sınırlı kalmayıp, toplumsal ve siyasi yapı içinde etkin bir konuma sahip olan siyasi liderleri ve meşru hükümetin politikalarını da kapsayacak boyutlara ulaşabilmektedir. Bu konuda Amerikalı sosyalbilimci Rivers'ın saptamaları ve basına [medyaya] yönelik olarak "ikinci ya da öteki hükümet" şeklindeki betimlemeleri oldukça dikkat çekicidir. İşte Rivers'in tanımlamasıyla "İkinci ya da öteki hükümet"'in tabiri caizse "bel altı" yaklaşımlı haberlerle konuya yaklaşımları ülkede yaşanan toplumsal sorunları çözmekten öte derinleştirmektedir. Üzülmekteyim ki, "bağımsızlık, özgürlük, demokrasi, insan hakları, yaşama hakkı" vb. diye diye her geçen günde bağımlılığı artan bir ülkenin insanlarının yönlendiği ancak ve ancak bireysellik olmuştur. Halbuki kurtuluş toplumsal olmaktan geçer. Saygılarımla...
|