Değişen Türkiye veya ölen rüyalar
Yusuf Kanlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Ocak 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ankara'nın Çayyolu ve Ulus semtleri arasında sefer yapan bir dolmuş minibüs…
Yaşlıca bir bayan… Ucuz ama zevkli giyim kuşamından, yüzündeki zeki ama utangaç bakışlarından belli ki ya emekli bir profesör, ya da öğretmen… Belki de emekli bir bürokrat… Bütün gün torununa baktıktan sonra yorgun argın evine dönüyor.
Minibüs kalabalık, oturacak yer yok yaşlı bayana… ŞOför, "Çömel teyze, polis ceza yazacak" diye uyardı…
Kapının hemen karşısındaki koltukta üç genç kız oturuyor, tepeden tırnağa İslami tarzda tesettür içerisinde…
Yaşlı kadın "belki yer verirler" umuduyla utangaç bir bakış atıyor genç kızlara… Belki biri kalkar ve yer verir diye umut ediyor yaşlı belinin çömelme dolayısıyla yüzüne yerleştirdiği o acı çeken ekşi ifadesiyle…
Kızlar oldukça ajite… Gerçekten burunlarından soluyorlar…
Minibüsün radyosunda genç bir spiker haberleri sunuyor… "Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi Anayasa'nın 10'uncu ve 42'nci maddelerini değiştirerek üniversitelerde türban giyilmesini serbest bırakmaya karar verdiler…"
Belindeki acıyla, yaşlı kadın genç kızlara doğru utangaç bir ifadeyle bir kez daha baktı…
"Bize bakma," diye haykırdı genç kızlardan en sağda oturanı… "Biz türban takmayanlara yer vermeyiz…" Ve başını hışımla diğer kızlara doğru çevirdi, "Diil mi ama yani…"
Yaşlılara, hamilelere, sakatlara toplu taşım araçlarında yer vermek Türk toplumunun en temel hasletlerinden biriydi… Biriydi ama bu genç kızlar için yaşlı bir hanıma yer vermenin ön şartı başında o bez parçasının olması ön koşuluna dayanıyordu…
Minibüsün arka sırasında 40’lı yaşların sonlarında bir adam oturuyordu. Yavaşça doğruldu, "Bayan, ben bir durak sonra ineceğim, siz böyle buyurun" dedi. Esasında bir sonraki durakta inmeyecekti. İneceği yere daha beş durak vardı. Ama, yaşlı bayanın reddetmesine imkan vermemek için nezaketinden öyle demişti…
Ve, şu rakı meselesi...
Eve vardığında 40'lı yaşların sonundaki adam oldukça yorgundu. O akşam katılması gereken bir davet vardı ama hiç de içinden katılmak gelmiyordu. O kadar yoğun bir gün geçirmişti ki gazete okumaya bile fırsat bulamamıştı. Eşi henüz görevinden dönmemişti… Koltuğunun altına bir tomar gazeteyi alıp, oturma odasına geçti.
Radyoyu açtı. Klasik müzik yayını yapan bir radyo istasyonuna ayarladı. "Hanım gelinceye kadar biraz keyif yapayım" diye düşündü.
Gazetenin manşetinde oldukça iri ve kalın puntolarla "Muhabirimiz orta okulda namaz kıldı" yazıyordu. Gazetenin haberinde iktidarın ve bir muhalefet partisinin üniversitelerde türban yasağının anayasayı değiştirmek suretiyle nasıl serbest bırakılacağı tartışılırken bazı orta okullarda devletin laiklik ilkesinin çoktan rafa kaldırıldığı vurgulanı-yor ve "Tek eksik mescit" deniyordu.
"Aman Allahım! Nereye gidiyor bu ülke böyle," diye söylendi adam ve sinirle elindeki gazeteyi yıpranmış parkenin üzerine fırlattı.
Bir başka gazeteyi okumaya başladı. "RTÜK Başbakanlık’ta gözden geçirilmekte olan RTÜK yasasına değişiklik yapacak öneriye ilave bir madde daha istedi: Kurul sigara, uyuşturucu ve diğer alışkanlık yapan maddelere ekranın yasaklanmasının yanı sıra dizi ve filmlerde alkol şişelerinin ve alkol kullanma sahnelerinin de yasaklanmasını istedi…"
"Hah, bir o kalmıştı," dedi adam… "Yahu alkol sahneleri yasaklanacaksa Holywood filmlerini nasıl gösterecek bu televizyonlar? Herhalde bardakların üzerini de sigara gibi karartacaklar, ya da seslendirmede 'elma suyu da çok hoş' falan ifadelerle alkol içilmediği gibi bir hava verecekler… Enteresan oldu bu ülke…" dedi.
Az sonra karısı eve geldi. "Çok yorgunum, dışarıda yiyelim mi bugün?" diye sordu. Aklı başında hangi adam yok diyebilir böyle bir teklife!
Az sonra belediyeden kiralanan adeta şato gibi kocaman bir lokantada idiler. Izgara ağırlıklı bir mönü seçtiler.
Çok yoğun bir günden sonra hayat arkadaşı ile güzel bir lokantada olmanın rehavetiyle 40'lı yılların sonundaki adam eşine döndü "Ben bir bardak rakı içeceğim, sen de alır mısın?" diye sordu.
Eşi daha cevap vermemişti ki hemen yanı başlarındaki garson söze girdi, "Efendim, çok özür dilerim, belediye ile yaptığımız mukavele alkol servisi yapmayacağımızı da içeriyor. Alkol servisi yapamıyoruz…"
Adam eşine döndü, "Yahu hanım, nereye gidiyor bu ülke?"
Lokantadaki büyük televizyonda sunucu haberleri okuyordu. "TBMM Anayasa Komisyonu üyesi, AKP Konya milletvekili Hüsnü Tuna seçmenlerine hitap ederken, 'İnşallah, hedefimiz kamu hizmetlerinde de, yani kamu hizmeti veren personelde de böyle bir türban yasağının olmamasıdır. Bu utanç verici birşey diye düşünüyorum,' dedi..."
Haber bülteninde gelişmeyi yorumlayan muhalefet sözcüsü ise "Bunlar adım adım Türkiye'de din devletine doğru ilerliyorlar…" di-yordu…
Kanalı değiştirdi garson…
TRT birinci kanalda bir tartışma programı. TRT ekranında bir türbanlı kadın türbanın faziletlerini anlatıyor, diğer konuşmacılardan birisi "TRT kamu alanıdır, türbanla burada ne işi var," diye itiraz etmeye çalışıyor.
"Sahi, nereye gidiyoruz," dedi adam, Fazıl Say'a hak vererek, "Hakikaten, rüyalarımız ölüyor…"

   665 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   301 reformu… Gerçekten mi?
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Kayıp Türkler veya kayıp Avrupalılar
  07 Nisan 2008, Pazartesi   AKP'yi veya Türkiye'yi kurtarma operasyonu
  31 Mart 2008, Pazartesi   Türkiye için çok önemli bir gün
  24 Mart 2008, Pazartesi   Vizyonumuz var… Ama yeter mi?
  17 Mart 2008, Pazartesi   Olağanüstü günler, acayip işler
  11 Mart 2008, Salı   Lalihanlar zaten hiç yaşamadı ki!
  03 Mart 2008, Pazartesi   Şu 'Kemalist zulüm'!
  26 Şubat 2008, Salı   Güney Kıbrıs'ta kime 'hoşgeldin' diyoruz?
  25 Şubat 2008, Pazartesi   Kedi tırmaladı