Ebenin körü
Ahmet Göksan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   3 Şubat 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ülkede ciddi tartışmaların yaşanmasının gerekli olduğu bir dönemden geçtiğimiz yadsınamaz. Buna karşın yapay gündemler yaratılarak olayların başka alanlara çekildiği biliniyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki sıkıntılara bir de dış politik gelişmelerin eklenmesi sonrasında da bir açmazı yaşamakta olduğumuzun kabul edilmesi gereki-yor. Yarım asra yakın bir süre sonra Türkiye'ye bir Yunan Başbakanı geldi. Bugünün bayram ilan edilmediği kaldı. Olay, her zaman ki gibi magazin ağırlıklı olarak sunulmaya çalışıldı. Devletin televizyonu bile olayı tam anlamı ve boyutu ile yansıtmadı.
Fazla uzak geçmişe gitmeden yakın geçmişte yaşanan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyoruz. 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs'ta buldukları yerli işbirlikçi Rumlarla Yunan cuntasının yaptığı darbe unutulmamıştır.
Darbeci subaylar daha sonra yargılanarak suçlu bulunmuşlardı. Buna karşın suçunu kabul ederek özür dileyenler affedilmişlerdi. Özür dilemeyenler ise yaşam boyu hapse mahkum edildiklerinden cezalarını çekmeye razı oldular. Kendi mantıkları açısından doğru olanı yapmışlardı. Bu subaylardan Albay Papadopulos hapiste iken öldü. 2000 yılında ölen albaya görkemli bir cenaze töreni de düzenlenmedi. Buna karşın Yeni Demokrasi Partisi'nden bir milletvekili düzenlenen sade törene 'aile dostu' sıfatı ile katıldı. Sonrasında da 'bir hainin cenaze törenine katıldığı suçlaması' ile şu andaki başbakan tarafından partiden atıldı. Siyasi yaşamı da bu şekilde sona erdirildi. Partiden atılmasını yukarıdaki gerekçelerle Ortodoks Kilisesi istiyordu. Bu işlemi yapan kişi o zaman muhalefetin anası, şimdilerde ise başbakan olarak Türkiye'ye geldi.
Anıtkabir'i ziyaret ederek Özel Defter'e, "Atatürk ve Venizelos'un siyasi irade ve cesareti vardı. Biz de geçmiş trajedilerin bize engel olmaması için gerekli cesarete sahibiz. Bu istek ve cesaret, iki halk arasındaki parlak geleceği meydana getirecektir" diye yazıyordu.
Cesaretten söz eden bay Başbakan'a sormak durumundayız. İnsani gerekçelerle cenaze törenine katılmak suç mu? Partinizden kovduğunuz o milletvekilini yeniden partinize alınız… Buyurun size gösterebileceğiniz cesaret örneği… Tabuların yıkılması isteniyor. Bunu sağlamanın sizin elinizde olduğuna inanıyoruz. Sizler Kilise'nin emir ve komuta zincirinden kurtulmadıkça tabuların yıkılacağı söylemi boşlukta kalmaya mahkumdur. Değil mi bay Başbakan? Bizler de iki komşu ülke arasında dostluğun egemen olmasını dileyen ve isteyenlerdeniz. Bunun aksi söylemlerin kan ve gözyaşı demek olduğunu bilen ve yaşayanlardanız. Buna karşın körü körüne bir düşmanlıktan yana da taraf olamayız. Aynı isteği ve davranışı karşı taraftan da bekleme hakkımızın olduğunu yineliyoruz. Siyasetçiler Türkiye'de dostluk türküleri çığırırlarken, Yunanistan'dan da düşmanlıkların körüklendiği çıkışların yaşandığını da belirtmek istiyoruz.
Yunan basınında özetle, "Doğu cephesinde yeni bir gelişme yok… Türkler inatlarını sürdürüyorlar…" diye yazılıyordu. Terbiye sınırlarını aşanları yazmak istemi-yoruz. Türkiye'nin ulusal çıkarlarını savunmak onlara göre inat olarak değerlendiriliyordu.  Türkiye'deki basın ise, "Yunanistan'dan geri adım yok!" söylemlerini öne çıkarı-yordu. "Yunanistan'dan ileri adım yok!" yazmış olsalardı daha inandırıcı olabilirlerdi. Yarım asır aradan sonra yapılan bu ziyareti özetleyecek olur isek, "beklentilerin karşılanmadığını ve dağın fareyi bile doğuramadığını söylemek" olanaklıdır. Bay başbakanın, Ege, Kıbrıs, azınlıklar ve özellikle Patrikhane'nin ekümenikliği konusundaki ısrarlı söylemleri bu yargımızın kanıtıdır.
Batı Trakya'daki Türklere yapılanların unutturularak, İzmir için destek veren sözleri ise inandırıcılıktan uzaktır. Aynı şekilde "Türkiye'nin AB üyeliği perspektifini tam olarak destekliyorum" söylemini de içten bulmadığımızı söylemek istiyoruz. Ege'de kendi yarattıkları sorunun çözümü için, 1999 yılından beri yaptıkları çalışmalardan sonuç alma aşamasına geldikleri anlaşılıyor. Bu nedenden olacak şimdilerde çözümü Lahey Yüksek Adalet Divanı'nda aramak için başvuruyorlar.
Bizler ne mi yapıyoruz?  Bu sorunun yanıtını siyasetçilerle birlikte verebilirsiniz…
Sevgi ile kalınız…

   619 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Sahibinin sesi
  13 Nisan 2008, Pazar   Berlin notları (2)
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Berlin notları -1-
  09 Mart 2008, Pazar   Güllü rüzgar
  02 Mart 2008, Pazar   Perdenin karagözleri
  17 Şubat 2008, Pazar   Israrın yanlışı
  10 Şubat 2008, Pazar   Maydonoz satanlar
  27 Ocak 2008, Pazar   Bohçanın yamalısı