|
Bu sözler TC Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın Türkiye ekonomisine ilişkin, Ak Parti'nin kapatılması ile ilgili davanın Anayasa Mahkemesi tarafından görüşülmeye başlanılacağı ve dünya piyasalarında sürmekte olan çalkantılar üzerine yapmış olduğu açıklamalarında yer almıştır. İlk okuduğumda çok ilgimi çekmişti. Daha sonra internet sayfalarında da Merkez Bankası Başkanı'nın bu sözlerine vurgu yapılmıştır. Son günlerde siyasi istikrarsızlığın daha da artıyor olması doğal olarak piyasaları tedirgin etmektedir. Nitekim Perşemde öğleden sonra Standard and Poor's'un Türkiye'nin ekonomik görünümüne ilişkin 'not' düşürme olayı şok etkisi yaratmıştır. Hatırlayabilirsiniz, 2001 krizi öncesi de Standard and Poor's yine not düşürmüş, sıcak paranın Türkiye'den kaçmasının başlangıcı olmuştu. TC Merkez Bankası Başkanı'nın 'lanet ile karşı karşıyayız' ifadesi dünya piyasalarında olağanüstü risklerin olduğunu, Amerika ve Avrupa'da Lehman Brothers, Merill Lynch, Union Bank of Switzerland ile Societe Generale gibi bazı devasa bankaların çok büyük zararlar açıkladıklarını, böylelikle likidite sıkıntısı içerisinde sıcak paranın nereye ve ne zaman nasıl yöneleceğini kimsenin tahmin edemeyeceğine işaret etmektedir. Böyle bir ortamda Türkiye'nin ekonomik programında yer alan reformların mutlaka uygulanması gerektiğine vurgu yapan TC Merkez Bankası Başkanı, kırılganlıkların ve Türkiye'nin yumuşak karnı olan 'cari açığın' oluşturduğu sistemik riskten rahatsızlığını dile getirmektedir. Kamu finansmanı yönetiminde oluşmakta olan zaafiyetler, petrol, hammadde ve tarımsal ürünlerdeki dünya piyasalarında gözlenmekte olan fiyat artışları ile Merkez Bankası'nın tek hedefi olan 'fiyat istikrarı' da tehlikeye girmiştir. Nitekim Mart ayı tüketici fiyat artışının yüzde 0.96 ile beklentilerin üzerinde, ilk üç ayda yüzde 3.09 gibi yüksek bir rakam olarak açıklanması piyasaları tedirgin etmiştir. Bazı ekonomistlere göre yıllık bazda yüzde 9'u aşan enflasyon ilerideki aylarda son haftalarda artan kur'un da etkisiyle daha da yukarılara tırmanarak iki haneli rakamlara ulaşacaktır. KKTC'de fiyat artışlarının bunun da üzerinde olacağından emin olabilirsiniz. Geçen Perşembe akşamı devlet eski bakanı Abdüllatif Şener katıldığı bir televizyon proğramında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sıkıntıları dile getirmiş, yüksek faiz ile uzatılan kamu borçlarının endişe verici olduğuna dikkat çekmiştir. 22 Temmuz 2007 tarihine kadar AK Parti hükümetinin önemli bir şahsiyetinin bu şekilde 'alarm' verici sözleri dikkatle izlenmelidir. Değerlendirmeme göre her türlü sıkıntıya rağmen Yeni Türk Lirası aşırı değer kaybetmemekte direnmektedir. Sistemde zengin döviz rezervleri ve mevduatlar kurun yükselmesiyle bozdurulmakta, bu arz Yeni Türk Lirası'nın tekrar toparlanmasına neden olmaktadır. Diğer etken ise Türkiye'de bankacılık sektörüne büyük miktarda direkt ve kalıcı yatırım yapan yabancı sermaye sahipleri Türkiye'nin geleceğine yönelik tahminlerinde 'olumlu' bakmaya devam etmeleridir. Dünya ekonomisine hızla entegre olan Türk ekonomisi üretimde göstermiş olduğu 'verimlilik' artışları ile Yeni Türk Lirası'nın değerlenmesine rağmen ihracatını yılda 100 milyar doların üzerine yükseltme başarısını gösterebilmiştir. Batı ekonomilerini sarsmakta olan 'mortgage krizi' Türkiye'yi direkt olarak etkilememektedir. Yeni Türk Lirası kullanan ve Türk ekonomisi ile bağları her geçen gün daha da pekişen KKTC, Türkiye'deki gelişmelerden direkt etkilenmektedir. Doğal olarak bizlerde Türkiye'de ekonomik gelişmeleri yakından takip etmek zorundayız. Tüm risklere karşın tedbirli olmak zorunda olduğumuzu hatırlatmakta yarar görürken, ekonomi bilim dalının esası olan 'kazancınıza göre harcama yapınız' prensibinin iyi algılanması gerektiğini vurgulamak isterim. Bu prensip, geçen hafta KKTC'deki sunumunda TC Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 'döviz geliriniz yoksa döviz borçlanmayın' ilkesini de içermektedir. Bize göre Başkan Durmuş Yılmaz'ın 'lanet ile karşı karşıyayız' ifadesi küresel risklerin artmakta olduğu bu dönemeçte bir uyarı niteliğindedir. Türkiye'de 'kuvvetlerin' uzlaşmasına, 'güven' ve 'istikrar' ortamının tamir edilemeyecek şekilde bozulmamasına özen gösterilmesine dikkat çekilmektedir.
|