İsimsiz bir "elçi" şöyle diyor: Mantığa meydan okumak
Rauf R. Denktaş

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   3 Nisan 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Yabancı bir elçi" yakın zamanda şöyle demiş: "Kıbrıs sorununun bir aciliyeti yoktur. Kosova gibi değildir. Kıbrıs için vaktimiz vardır." Bu tür açıklamalar affedilemez, çünkü "elçiler", suçun üzerinde parmak izlerini bırakmadan mesajlarını iletmek isterler.
Böyle bir kimliği belirsiz dürüstlük, sizlere uluslararsı mentalite ile ilgili resmi bir iletişimden çok daha fazla  şey söylemektedir.
Peki neden bu cesur kalp, bu dürüstlük abidesi erdem örneği kişi, gerçek adımda saklayarak böyle bir açıklama yapma gereği duyuyor? Kıbrıs ve Kosova arasındaki büyük fark nedir? Kıbrıs’ın bir aciliyeti olmadığı konusunda kendine güveni nereden buluyor? Basit. Burada hiç kimse bir diğerini öldürmüyor. 34 yıldır herhangi bir savaş durumu yoktur. Beni şaşırtan onun gibi diploması sanatında eğitilmiş, dünya problemleriyle haşırneşir olmuş birisinin ortaya attığı bu büyük mesajın önemini anlamamasıdır. Oldukça açıktır: eğer Kıbrıslılar, Sırplar ve Arnavutlar gibi davransalardı ve tekrar birbirleri ile vuruşmaya başlasalardı dünya diplomasisi Kıbrıs'ı daha ciddiye alacaktı. Ne kadar aptal bir mesaj.
Ben hala daha bu "yabancı elçi"ye sinirlenemiyorum. Bu kişi kadın veya erkek doğruyu söyledi. Tam anlamıyla sözde "uluslararası topluluğun" görüşünü temsil etti. On yıllar süren iç çatışmanın ardından 34 yıllık barışı ilerleme olarak kabullenmelidirler. Yapmıyorlar. Adayı yeniden birleştirmek istiyorlar; bir zamanlar savaşan tarafları tekrar bir araya getirmek istiyorlar. Bu "uzmanlar" için 34 yıllık gerçek barış, 1963 yılındaki durumun tekrar yaratılmasıyla, yani güç paylaşımı denemesi temelinde ulaşamayan tarafları uzlaştırmak suretiyle 11 yıl süren kanlı ayrılıkla, yer değiştirmelidir. Eşitlik kavramından, Kıbrıs'ta barışı sağlayan faktörlerden biri olan Türk ordusunu çıkarmak istemektedirler. Türk ordusunu adadan çıkarmak,  Kıbrıslı Rumların memnuniyet du-yacağı esas hedefleridir ve daha önce Kıbrıslı Türkleri adadan atma çabalarına da engel olan bir faktördür. Delilik... Tamamen delilik.
Sadece bu "yabancı elçi'nin" ne söylemek islediğini anladığımız zaman diğer resmi BM açıklamalarına bir mânâ verebiliriz. Özel Temsilci Michael Möller geçtiğimiz günlerde tekrar birleşmenin "tüm Kıbrıslıların" yararına olacağını iddia etmiştir. Nasıl böyle bir sonuca vardı? Kıbrıslı Rumların artık bu adayı bir Yunan adası olarak ve Kıbrıslı Türkleri de sorun çıkaran ve "sindirilmesi" gereken bir Türk azınlık olarak görmediği ve eşit Kıbrıslı ortak olarak kabullendiğine dair kanıt nerede?
Eğer tekrar birleşme gündeme gelirse, Kıbrıslı Rumların 1963 yılında davrandıkları gibi davranmayacaklarına dair kanıt nerede? Kıbrıslı Türkleri o zaman da yetki paylaşımlı anayasa kurtarmamıştı, şimdi de kurtarmayacak. Kıbrıslı Rum ağırlıklı Kıbrıs hükümetinin iradesi eğer tekrar en uzak Kuzey noktadaki Girne'ye kadar uzanırsa (Kıbrıslı Türkler) yavaş yavaş dışlanacaktırlar. Muhtemelen, BM'nin Bay Mölleri, böyle bir felaketin tekrar etme ihtimalinin, nekadar uzak olursa olan, nasıl "bölge için daha güvenli ve istikrarlı bir ortama  sebeb olacağım" açıklayabilir.
BM'nin esas hedeflerinden biri savaşan, çatışan taraflar arasındaki uyumu ve anlaşmayı sağlamaktır. Sonuç genelde barış olarak bilinir. BM'nin, AB'nin ve ABD'nin açıklamaları devamlı olarak Kıbrıs'ın "barışçıl bir çözüme ne kadar yakın olduğunu" söylemektedir. Ne kadar hayret verici. Kıbrıs'ın son 34 yıldır ne yaptığını düşünüyorlar? Bir Yunanlı bir Türk'ü öldürdü mü? Bir Türk bir Yunanlı'yı öldürdü mü? Tüm bunlar 1974'te bitmedi mi? Allah aşkına, Kıbrısta mevcut olan şey barıştır.
Tüm gerek duyulan ise adalettir; her iki tarafta da ailelerini ve mallarını kaybeden masumlar için ve Cumhurbaşkanı Talat'ın BM isteklerini karşılama konusundaki tüm uğraşlarına rağmen hala daha izole edilmiş ve unutulmuş Kıbrıslı Türkler için.
"Yabancı elçiler" için Kıbrıs "sorununa" çözüm bulma konusunda bir aciliyet olmadığı tespiti yapma oldukça kolaydır. Sorun çözülmüştür -1974'ten beri-. Bu hiç de roket bilimi değildir? Öyle değil mi?

   1264 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nereye kadar?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Çözümsüzlük çözüm mü?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Selamet mi, felâket mi?
  15 Nisan 2008, Salı   Çağlayan denince
  01 Nisan 2008, Salı   Adil ve kalıcı çözüm
  27 Mart 2008, Perşembe   Statü meselesi
  24 Mart 2008, Pazartesi   Duvarlar kalksın
  23 Mart 2008, Pazar   Başlıklara bakalım
  22 Mart 2008, Cumartesi   Dost Yunanistan !
  19 Mart 2008, Çarşamba   Tarihten bir yaprak