|
KKTC'nin bugünkü ekonomik durumunun ve kimlikle seyahatin sürdürülebilir olmadığını dünkü yazımda vurgulamıştım... Okurlarımdan çok sayıda terlefon ve mail geldi... Ezici bir çoğunluk, sürdürülebilir olmayan 'nasırlaşmış politikaların' değiştirilmesini istiyor... Kimsenin, Türkiye'ye veya Türk insanına karşı kötü bir bakışı yoktur... Ancak, buradaki nüfusu ikiye, hatta üçe katlayan işçi akışının devamına herkes karşıdır... KKTC vatandaşı olanların ezici bir çoğunluğu, İstanbullu, Ankaralı, İzmirli, Adanalı olanlar dahil, herkesin söylediği şudur: "Durdurun işçi akışını... Durdurun kimlikle seyahati..." Ve yine herkesin istediği şudur: "Kuzey Kıbrıs kaçakçıların, mafyanın, silahlı katillerin cenneti olmasın..." Kuşkusuz bunları söylemek ve istemek kolay da, zor olan önlem almaktır... On yıl önceki yöneticilerimiz, bugünkü gibi halktan yükselen şikayetleri dikkate alsalar ve Türkiye ile konuşup, ciddi önlemleri hayata geçirmiş olsalardı, sorun ortadan kalkmış olurdu... Fakat gelinen noktada, önlem almak kadar, burada toplananları kontrol altına almak eskisi kadar kolay değildir... Ve olmayacak da... Yaklaşık on yıl önce, Hürriyet Kıbrıs'ı yönettiğim dönemde, görev süresini tamamlayan bir 'üst komutan', ziyaretime gelmiş ve şunları söylemişti: "Reşat Bey, bugün yazasınız diye söylemiyorum... Bilginiz olsun, günü geldiğinde yazarsınız... Kıbrıs'taki Barış Kuvvetleri şu an dahi, iki tehlikeyi önlemekte zorlanıyor... Eğer önlem alınmazsa, on yıl sonra çok ciddi sorunlar yaşanacak..." İki tehlikeden bir tanesi laiklik aleyhtarlığıydı... Bugünün Türkiye'sinde bu konuda önlem alınamazken, Kuzey Kıbrıs'ta önlem alınamaması hayret verici değildir... Fakat diğer tehlike konusunda alınmış en ufak bir önlemin olmaması son derece üzücüdür... Kimlikle seyahatin devam etmesi... Limanlarda gerekli önlemlerin alınmaması... Ve ülke ihtiyaçlarını tespit etmeden işçi ithaline izin verilmesi nedeniyle, sürekli artan nüfus artık endişe verici bir durumdadır... Bu tehlikeyi görmek istemeyenler olabilir... Bu tehlike karşlısında 'bugünü geçireyim de yarına Allah kerim" diyerek sorumluluktan kaçanlar olabilir... Ancak, on yıl önceki yöneticilere söylediklerimizi, bugünkülere de tekrarlamak istiyorum: "Bugün kendinizi kurtarmış olabilirsiniz, yarın çocuklarınızın ve torunlarınızın durumu ne olacak?" Onları kimlere, hangi düzene emanet ederek gideceksiniz? Giderken, gözünüz arkada kalmayacak mı? Soruyorum: Mutlu gideceğini söyleyebilecek bir Allahın kulu var mıdır? Eski ve yeni yöneticilerden bir kişi olsun var mıdır?
|