"Lale Devri"
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Nisan 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Başlıktaki ifade, sanırım bazılarının kafasında bir "siyasi eleştiri" malzemesi olarak şekillendi. Esasında mecazi anlamda kim üretmişse, "cuk" diye yerine oturmuş bir ifadedir "lale devri" ifadesi.  Hani paranın pulun, saltanatın oluk oluk aktığı ve şatafatlı bir ha-yatın "bir eli yağda, bir eli balda" görüntüsü içindeki insanları anlatmaya  yönelik bir ifade.
Osmanlı tarihin yarattığı o ünlü dönemin adı "Lale Devri"dir. Onun nereden kaynaklandığı bilinin birşey. İstanbul'dan götürülüp Hollandalıların sahip çıktığı ünlü lalelerin devri...
Bugün Hollanda, lale bahçeleri ve lale türleri ile bir "lale turizmi" yaratmışlardır. Lalelerin daha da güzel döllenmesi ve türlerinin daha da başka renklere bürünmesi yönünde botanikçilerin yaptığı çalışmalarsa dev boyutta.
Tarihin sayfalarına baktığımızda, veya araştırmacıların meydana getirdiği araştırma malzemelerine baktığımızda, Osmanlı saraylarının bahçelerinin lalelerle dolu olduğunu ve rengarenk bir cennet haline döndüğünü, o bahçelere de "lalezar" dendiğini görürüz.
Benim üzerinde durmak istediğim ve bir türlü yazma şansı elde edemediğim konu, "Medoş Lalesi'' ile ilgili Yeşil Barış Hareketi'nin Tepebaşı'nda gerçekleştirdiği etkinlik ve bu etkinliğin vermek istediği mesajdır.
KKTC sınırlarında her halde en çok "Medoş Lalesi" Tepebaşı'ndadır. Tarlalara girdiniz mi kendinizi sürmeli sürmesiz bordo-kırmızı karışımı lalelerin kucağında bulursunuz. İlkbaharın yağmursuz geçmesi de lalelerin topraktan fışkırmasını engelleyemedi.
Belki elli ve üzerindeki insanlar anımsayacaklar Türk-Rum kavgalarının başlamadığı, EOKA'nın hortlamadığı, Türklerle Rumların içiçe yaşadığı zamanları ve adanın her yerine gönül huzuru içinde gelip gittiklerini. O zamanlar Cikko Manastırı'nın etrafındaki bölge-ye "Medoş" derdik. O Medoş tarlalarında çıkan sürmeli kırmızı bordo lalelere de "Medoş Lalesi" derdik.
Bir otantik zamanlarımızı ve biraz da iptidai yaşantımızı düşünelim. Çoluk çocuk bu günleri bilmezler. Kaleme aldığımız yazılarda, şiirlerde, öykü ve romanlarda ve Yeşil Barış Hareketi'nin yarattığı böyle güzel etkinliklerde görecekler ve öğrenecekler 'Medoş Laleleri'ni.
O zaman anlatalım "Medoş Laleleri" ile ilgili anılarımızı. Girne Kapısı'ndan bir faytona biner ve uzun uzun Medoş tarlalarına giderdik. Ne kadar keyifliydi o piknik günleri. Faton atlarının asfalt üstünde şakırdayan nal sesleri, rüzgarda savrulan saçlarımız, mütemadi bir sesin esriliği ve Cikko Manastırı'nın o uzun ve yüksek çamlarla dolu yoluna girerdik. Bütün o yol boyunda, çam kütüklerinden yapılmış yeni ve taptaze hamur tekneleri vardı, irili ufaklı.
Ahşap yontuyu o zamanlar görmüştük. Hani şimdilerde ahşap yontu eserlerin daha bu kadar yaygınlaşmadığı veya bir sanat haline getirilmediği zamanlar. Hatta köylerimizde bile bu tekneler yapılırdı. Köy insanları hamuru hep o teknelerde yoğururlar, ekmeklerini fırına salarlardı. Börek ve çörek hamurları o teknelerde yoğrulurdu.
Cikko Manastırı yoluna girdiğinizde uzaktan görünürdü Medoş Laleleri ve yemyeşil ekin tarlaları, öbek öbek dalları yere sarkan zeytin dalları ve Çin sarısı lapsana çiçekleri.
Sonra kilimimizi tarlanın veya o zeytin açağlarının altına yayar, sahanlarımızı, tencerelerimizi, börek, çörek, haşlanmış yumurta, dolma ve köftelerimizi tabaklara koyardık. Sonra gelmez miydi Medoş Lalelerinin tarlalarına dalmak?
O lale tarlalarına daldık mı kendimizi unuturduk. Kucak kucak lale topardık ekin tarlalarından. Ne büyük mutluluktu o lale toplayışımız. Sonra... Daha sonra toplumsal kavgalar olunca ne Medoş lalesi kaldı ne de Cikko Manastırı'nın ekin tarlaları. Rumlar bizi gettolara kapattılar tam on bir yıl.
Sonra Tepebaşı'nda Medoş Lalesi olduğu tespit edildi ve insanlarımız o laleye sahip çıktılar. Özellikle Mutlu Barış Harekatı'ndan sonra, bütün Kuzey'in bizim kontrolumuza geçişinden sonra...
Demek bazı değerlere sahip çıkmazsak, ya sorumsuz insanlar tarafından mahvedilip gidecek, ya da sorumsuz çiftçilerin tarla nadaslanmasında lale soğanları kıyım kıyım doğaranacak.  Nergisler de öyle olmadı mı Mesarya Ovası'nda. Kıyım kıyım doğradı çiftçiler o güzelim nergislerin soğanlarını.
Her ne ise. Doğaya, güzel bir çevreye, hatta bütün güzelliklere sahip çıktığımız zaman daha güzel ve daha mükemmel bir vatan yaratırız. Tıpkı ''Medoş Laleleri''ne sahip çıkışımız gibi...

   450 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Eski akıl hastanesi n'oldu?