|
Büyük değil ama hoş bir "Sürpriz" oldu... Rum tarafındaki Başkanlık seçimlerine ilişkin senaryolarda böylesi bir sonuca çok az şans tanınıyordu... Seçim öncesi anketler de, seçim günü yapılan "Exit pool"lar da yanıldı... Hem Papadopulos gitti, hem de hep üçüncü sırada gösterilen Kasulidis, birinci sırada yer aldı... Aslında bu sonuç; Kıbrıs'ın şiddet kokan yakın tarihindeki "statüko"nun son temsilcisinin de sahneden çekilmesi anlamını taşıyor... Klerides, Lissaridis ve Kiprianu kuşağının son "dinozor"u sayılması gereken Papadopulos'un yerine önümüzdeki Pazar günü daha genç bir "Başkan" oturacak. Hristofyas ile Kasulidis'in Papadopulos'tan farkları; yalnızca yaşta değil tabii... Bu iki aday; seçim kampanyalarında "Çözüm"e daha yakın mesajlar verdiler. Kıbrıslı Türkler'le daha yakın ilişkiler kuracaklarını açıkladılar. Her ikisi de; Talat'la görüşeceklerini ve 8 Temmuz sürecini ilerleteceklerini söylediler. Avrupa Parlamentosu üyesi de olan Kasulidis; kampanya boyunca "Çağdaş Avrupa devleti" ve "AB prespektifi" üzerinde durdu. Eski bir dışişleri bakanı olarak Türkiye'ye karşı "Diplomatik saldırı" projesini iyi pazarladı ve milliyetçilerin oylarını almayı başardı. Hristofyas da daha çok askersizleştirme, Türkiye'nin tek yanlı garanti hakkı ve Türkiye'den gelenlerin geri gitmesi konularına odaklandı ve bu konularda seçmenlerine vaatlerde bulundu. İki adayın kendi "ideolojik" duruşlarından kaynaklanan ekonomik politikalarının seçimlerde çok öne çıktığı söylenemez. Bu alanda; Komünist AKEL'in adayı Hristofyas, Kasulidis'in "liberal" politikalarını eleştiriyor ve sosyal kazanımlar için bir tehdit olarak nitelendiriyor. Peki gelecek turda hangi adayın şansı daha fazla? Kasulidis; Rum tarafındaki sağ oyların geleneksel ağırlığına bakarsak, gelecek Pazar günü yapılacak ikinci turda Hristofyas'tan daha avantajlı görünüyor. Papadopulos'un partisi DİKO'nun, salt AKEL'i cezalandırmak üzere oylarını Kasulidis'e kaydırması söz konusu... EDEK'in de Hristofyas'ı desteklenmesi bekleniyor. Ancak; merkezi kararlar ne olursa olsun, her iki partinin de oylarının bu iki aday arasında paylaşılacağı anlaşılıyor. Bunların dışında, ortanın solunda yer alan, ancak Hristofyas'a kızgın olan kesimlerin Kasulidis'in Avrupalı sağ kimliği nedeniyle, bu adaya yönelmesi de söz konusu... Peki; Türk tarafından bakınca, bu gelişmeler karşısında "Hepsi de Rum'dur, birbirinin aynısıdır, hiçbir farkları yoktur" demek mümkün mü? Bu seçimlere ilgisiz davranabilir miyiz? Görmezden gelirsek, "Bu onların iç meselesidir" dersek ne olur? Her şeyden önce şu bilinmelidir ki Papadopulos'un gidişi; Kıbrıs'ı gözleyen bazı çevrelerin "iştah"ını kabartacaktır... Yani yeni uluslararası hevesleri uyandıracaktır... Özellikle AB'de bir "kıpırdanma" yaşanacaktır... Hele Kasulidis'in kazanması halinde, "Avrupa zemini" büyük bir ağırlıkla gündeme gelecektir. O zaman da bizim "İzolasyonlar" politikalarının oralarda inandırıcılığını yitirmesi tehlikesi vardır. Yine Kasulidis oralarda konuyu "istila ve işgal sorunu" zeminine çekmeyi başarırsa, Türkiye'nin AB süreci iyice zorluklarla karşılaşacaktır. Hem Talat'ın, hem de Türkiye'nin "rahat"ı kaçacaktır... Papadopulos karşısında "Elimiz havada bekliyoruz" demek ya da "Benimle bir kahve bile içmiyor" diye şikayet etmek çok kolaydı... Ancak bu argümanlar artık geçerliliğini yitirmiştir. AB'de antipatik ve somurtkan "Hayır"cı Papadopulos yerine; AB değerlerine sıkı sıkıya bağlı "Liberal" Kasulidis daha inandırıcı olacak, Talat'ın "Birleşme Allah kelamı değil" biçimindeki sözleri Brüksel'de daha çok yankılanacaktır. Hristofyas'ın da, Talat karşısında çözüme yatkınlık bakımından hem AB'de, hem de BM'de "Uzlaşmacı imaj"ı bakımından bir avantaja sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası; hem Talat'ın hem de Türkiye'nin işi zordur... Öyle, sözcüsü aracılığı ile her Tanrı'nın günü Rum tarafı ile "çatışmak" Türk'ün Türk'e propagandasından başka bir anlam taşımayacaktır. Talat'ın bugüne kadar; oturduğu makamda sergilediği "performans", Rum tarafının bu yeni "pozisyonu"nu karşılamakta, yeterli ve yetenekli olduğuna bizi inandırmıyor... Bu zorlu ve yeni dönemde Tassos "rehavet"inden bir an önce çıkmak, ayrılıkçı politik girişimleri dizginlemek ve "Bir adım önde olmak" gerçekten çok önemlidir. Galiba; taktik ve strateji isteyen, geç kalınmış milli maç asıl şimdi başlıyor...
|