|
Lider, herşeyden önce kendinin kim olduğunu bilendir. Kendini "lider" diye ilan eden değil! Meziyetlerini tarih içinde ortaya koyandır. Tıpkı Atatürk gibi. "Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim. Diktatör gibi yöneterek değil. Ayrıca millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur." demişti Atatürk ve lider için de "önde yürüyen değil, yol gösteren olmalıdır" demişti. Lider, yıllarca duruşundan ödün vermeyen, halkı için, gece gündüz, canla başla her türlü zorluğa direnen, çalışan, özveriyle kendinden veren ve asla yorulmayandır. Doğru zamanda, doğru yolu bulmak kolaydır; önemli olan yanlış zamanda, doğru yolu bulmaktır. Liderler işte öyle zamanlarda ortaya çıkar. İşte bu meziyelere sahip insanları zaman içinde, tarih su yüzüne çıkarıyor. Ne mutlu bizlere ki Dr. Küçük gibi Kıbrıs tarihi süresince yok olmanın eşiğinde olan halkının sesi olmaya and içmiş bir liderle, mücadeleye büyük bir inançla ve korkusuzca başladık. Ne diyordu o yıllarda Dr. Fazıl Küçük? "Biliyorum ki, aşacağımız çok sarp ve çetin engeller vardır. Unutmayınız ki bizim neslimiz aşılmaz zannedilen yollarda yürüye-rek gayesine varan bir millettir." O zamanki nesil, mücadele dönemini neden en iyi şekilde kavramıştı? Çünkü, içinde bulundukları günleri acılarıyla birebir yaşayan, güçlü bir iradeyi ortaya koyabilen iman dolu, onurlu ve ne olduğunu bilen insanlardı. Aynı zamanda, bugünü bize hediye edenlerdir. Dr. Küçük ve Rauf Denktaş gibi liderleriyle o yıllarda mücadeleden yılmadan, canlarını da verme pahasına direnenler ve selamete çıkarıp bize emanet edenlerdir. Ve yine ne mutlu bizlere ki; Rauf Denktaş gibi bir lidere, aynı inanç ve kararlılıkla duruşundan sapmadan davasına dün olduğu gibi bugün de aynı duyarlılıkla sahip çıkan ve tehlikeler konusunda halkını uyaran, değerli bir li-dere sahibiz. Topluma mal olmuş bu iki liderimizin geçmişte ve günümüzdeki uyarıları, engin deniz misali tecrübeleriyle, sürekli hatırlatan, öğreten ve yol gösteren önemli mesajlarını en çok dikkate alacağımız dönemlerdeyiz. Geçmişte Dr. Küçük'ün yaptığı uyarılarla, bugün Rauf Denktaş'ın dikkat çektiği konulara ve uyarılarına özenle kulak vermeliyiz. Her iki liderin de Kıbrıs Türk halkı üzerinde ve bugünlere gelmemizde çok büyük emekleri vardır. Sayın Denktaş'ın tehlike karşısında alevlenen bir performansı vardır. Kıbrıs TV'de dün akşam Gökhan Altıner'in konuğuydu Sayın Denktaş. Altıner, "Sayın Cumhurbaşkanım bizim bir "B planımız var mı, ben merak ediyorum?" diye soruyor. Sayın Denktaş her zamanki gibi güçlü performansıyla cevap veriyor "Bizimkilerin acaba bir "A planı" var mı ki de "B planları" olsun" diyor. Denktaş Bey'in kaybetmediği özelliklerinden bir tanesi de, her zamanki güçlü duruşunu sergileyen ve kendini güçlü bir şekilde ifade eden kişili-ğidir. Tehlikeyi sezdi mi, halkına, "mayın tarama cihazı" gibi nerede, ne gibi tehlikelerle karşılaşacağı uyarısını vermeyi kendine görev biliyor. Öleceğini bilse de doğruları söylemekten, gereken uyarıları yapmaktan da asla şaşmayan bir liderdir. Gerçekten hala bu uyarılara ihtiyaç duymak bile acı. Ama maalesef hala tarihle yüzleşme cesareti olmayan nice insan var. Kendi gerçeklerini kabullenmekten kaçan nice insan. Ne olacağını bilmediği hayali bir geleceğe teslim olmaya hazır nice insan var. Özellikle onları uyarıyor Sayın Denktaş. Allah uzun ömürler versin, O'na daha çok ihtiyacımız var. Halk O'nun haklılığını zaten son yapılan anketlerde de kanıtlamış bulunuyor. Halk artık devletini istiyor. Ama devletinin en iyi şekilde yönetilmesini de istiyor. İçteki kırgınlığın nedeni, sadece kötü yönetimlerdir. Yoksa bu devleti, bugüne kadar yönetenler, iyi yönetmiş olsaydı bu halk kendi sisteminden şikayetçi olacak mıydı? Halkımız artık geleceğini görmek istiyor, bir daha göçmen olmak ve bir daha çatışma yaşamak istemiyor. Vatandaş şunu çok iyi anlamıştır ki; Bize geçmişte yaşatılan insanlık dışı uygulamalar, bugün çağdaşlaştırılmış şekliyle izalosyonlar adını almış ve hala devam ediyor. Bu yüzden burnunu Kıbrıs meselesine sokmuş "dünyadaki güclü uluslara" güvenimiz hiç yok. Çocuklarımızın geleceğini bugünden kilit altına sokanlar, gelecekte neler yapabilir daha kimbilir? Çocuklarımızın geleceklerinin güven altında olmasını istiyoruz. Kısacası ne istiyorsak çocuklarımız için istiyoruz. O da "gelecektir". Düşünün, biz bu kadar özgür bir ortamda yaşıyoruz. Yoklukların olmadığı bir zamandayız. Çok şükür, kamyonlarla bize, ekmek, şeker, un, pirinç dağıtılan zamanlarda değiliz. Çok şükür, kasabaya günde sadece bir kez giden bir otobüsün kalkacağı saati de beklemiyoruz. Her kapıda 2-3 arabanın olduğu bir zamandayız. Yollarımızı Rum polisinin kesip bize neler yapabileceğinin endişesiyle de yol almıyoruz. Akşam karanlığı çöktü mü, evlerimize kapanmıyoruz. Allaha şükür bazılarımız sabahlara kadar sokaklarda özgürce dolaşabiliyor. Hepsinden önemlisi can güvenliğimiz var. Düşünebiliyor musunuz, geçmişteki şartlarda iki liderimizin ve halkımızın verdiği mücadelenin zorluğunu? Ve düşünebilir misiniz, günümüzdeki şartlarda, içinde bulunduğumuz rahatlığı, anavatanımızdan "ah dediğimiz anda" gelen her türlü desteğe rağmen, bolluklar içinde bize sıkıntılar yaşatan yönetimlerin farkını? İnanç ve değer yargılarının ne kadar değiştiğini? İşte o mücadelenin lideri "uzlaşmaz insan Denktaş" gönderildi yerine uzlaşanlar geldiydi. Böylece, tarih yine kimi haklı çıkardı herkes çok daha iyi gördü. Bugünse; "Yokluklar zamanında, "yok olmamamız" için verilen mücadeleye karşı, Bolluklar zamanında neredeyse "var olmamamız" için mücadele verenler var." Bu ne çelişkidir? Bu ne anlaşılmaz bir durumdur? Gerçekten bir akıl yoluna, sağduyuya, kendimize gelmemize, uyanmamıza ve ne istediğimize karar vermemiz lazım. Sayın Denktaş, bu adayı sırtına yüklenip de gidecek değildir. Elbette ne söylüyorsa "halkının yarını" daha güvenli ve daha iyi olsun diye söylüyor veya uyarıyor. Tecrübeye kulak verelim. Manevi anlamda güçlü olamayan bir devlet ve bir toplum, kalıcı ve süreklilik arz eden, maddi bir güçlülüğü de yaşayamaz, dolayısıyla önce manen güçlü bir KKTC. Yarın küçük bir hikayem var "lider kimdir" başlığıyla, keyifle okuyacağınızı umuyorum.
|