Kimliksiz oturup kimliksiz kalkmayalım
Emine Sütcü

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Mart 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bir tarafta, İKÖ zirvesi devam ederken, Cumhurbaşkanımız Sayın Talat'ın Moon, Gül ve diğer liderlerle yaptığı resmi görüşme-lerden oldukça memnun olduğunu açıklasa da, görünen o ki; ne 8 Temmuz sürecine göre, ne de Annan sürecine göre adil ve kalıcı bir çözüm umudu henüz ortada yok.
Diğer taraftan, Meclis Başkanımız Sayın Ekenoğlu da Kıbrıs'ın bileşmesi konusunda oldukça umutlu olduğunu belirtiyor. Hristofyas bilmediğimiz birşey mi açıklıyor acaba?
Üstelik, dünkü basın toplantısında, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile 21 Mart'ta yeniden başlayacak görüşmelerde, Türk tarafının Annan Planı'nda ısrarcı olması halinde kilitlenmenin aşılmasının kolay olmayacağını açıkladı. Hristofyas, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kalkmasının da yanlış olacağını, AB Komisyonu'na anlattığını da ifade ediyor büyük bir gururla.
Bu en taze açıklamada dahi bir iyi niyet veya umut görüyor musunuz?
Karşı tarafın, somut ayni zamanda olumsuz yaklaşımlarının neresi umut veriyor sizce?
Değerli okurlarım, umut başka birşeydir, dilek ve temennide bulunmak başka birşey!
Umutlu olmak inandırıcılık ister. Karşı taraftan, somut ve inandırıcı bir yaklaşım görebildik mi şimdiye kadar? Konuşan ağız-lar farklı ama bütün ağızlardan çıkan ayni değil mi? Onlar en azından birlik ve tek ses olmayı becerebiliyorlar. İşte bu birliktelikleri ve Ulusal Konsey kararlarına olan bağlılıkları nedeniyle;
Bizim "evetimize" karşı verilen bütün sözler havada kalmasına rağmen; onların "hayırı" onların "elleri daha güçlü" bir hale getirdi.
Rum tarafı kendini Kıbrıs'ın bir parçası değil, Kıbrıs'ın bütünün hakimi göstermeye devam ediyor, diğer yandan da, AB'nin bir parçası olan kimliğiyle ve o güçlü duruşuyla bize zoraki yaptırımlar uygulamayı hedefliyor...
Rum tarafı "tek ağız". Kıbrıs konusunda, neyi konuşup neyi konuşmayacağını önceden ağız birliği yaparak karara bağlıyor.
Bizde ise kaç ağız var bilinmez..
Rumlar üstelik, "Kıbrıs sorunu" sanki onların sorunu değil de, Türkiye'nin yarattığı bir işgal sorunu ve yine Türkiye'nin çözmek zorunda olduğu bir sorun olduğunu bütün dünyaya lanse ediyorlar.
Peki KKTC olarak biz, onların bu tezini çürütecek neler yapıyo-ruz?
Daha ne bekliyoruz? Kendimize, geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkmayı bilmeyeceğiz ve birileri haklarımızı gelip bize teslim edecek, öyle mi?
Kıbrıs Türk halkı önce kendini önemsemeli. Nereden nereye, hangi mücadelelerle gelindiğini bilen ve ona göre davranan bir halk olmalıyız.
Rumlar kendi istediklerinin ne olduğunu bildikleri için dengeli ve kararlı bir duruş sergiliyorlar. Bizim, hem iç siyasette hem de dış siyasetteki "hacıyatmaz halimize" yalpa vura vura gidişimize, sinsice gülerek her halimizden faydalanmaya çalışıyorlar. Biz o ciddi ve kararlı duruşumuzu sergilemediğimiz müddet, masaya oturmamız "geleceğimizi riske atmamız" demektir.
Hele de altından kalkamayacağımız bir faturayı önümüze koymaya hazırlandıklarını biliyorsak.
Yoksa, nasılsa halkımızın ödeyeceği bu bedelin altına imza atmak da o kadar kolay mı?
Bizim zayıf ve dağınık yanımız, birlik olamayan halimiz, onları daha da güçlü kılıyor. Aslında bir başka gerçek daha var.
Vatandaş arasına indiğiniz zaman herkesin birçok noktada buluştuğunu görebilirsiniz..Ama siyasilerde durum hiç de öyle değil. Bizi güçsüz kılan biraz da siyasilerimizdir. Hele de, partiler arasında hatta, parti içlerinde, tavanda sürekli bir kavga var. İşte bu kavga, memlekette meydana gelen onca ciddi sorunlar karşısında ilgililerin duyarsızlığını daha da gözler önüne seriyor.
Vatandaş çok daha duyarlı. Tehlikeyi gördüğü için de isyan ediyor.
Bu yüzden vatandaş "birlik ve beraberlik" gerektiği konusunda hükümeti de, muhalefeti de çoktan sollamış görünüyor.
Ya kendimize gelip, içteki kavgayı, hep birlikte sonlandırıp, topraklarımıza, devletimize ve insanımıza sahip çıkacağız, ya da "biz bu davayı kaybedeceğiz" diyemeyeceğimden mutlaka sahip çıkacağız.
Ne olursa olsun, görüşmeci de kim olursa olsun, KKTC'nin bir vatandaşı olarak, kendi kimliğimizle ve kendi devletimiz olan KKTC'yi temsilen o masaya oturup, bir anlaşma halinde eşit ve egemen taraflardan biri olan "KKTC" olarak kalkacaksa, hepimiz de yanında ve arkasında yer alarak tek ses olmalıyız.
Aksi halde kimliksiz oturur, kimliksiz kalkarız...

   521 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  17 Nisan 2008, Perşembe   Tren Haziran'da yola çıkar Ağustos'da varacağı ilk istasyonda kim inecek ?
  13 Nisan 2008, Pazar   Bu gök deniz nerede var?
  12 Nisan 2008, Cumartesi   KKTC'yi ne kadar sahipleniyoruz?
  10 Nisan 2008, Perşembe   Dünyada bilim adamları çalışıyor
  06 Nisan 2008, Pazar   Ders verici hikayeler
  05 Nisan 2008, Cumartesi   Kendi gözlerimiz dururken başkalarının gözleriyle bakmamalıyız
  03 Nisan 2008, Perşembe   Aydın Kadınlar Platformu'ndan BM'ye mektup
  30 Mart 2008, Pazar   Lider kimdir?
  29 Mart 2008, Cumartesi   Liderleri tarih yaratır
  27 Mart 2008, Perşembe   Görüşmelerde güçlü olmanın yolu