|
İslam Konferansı Teşkilatı'nın 11'inci Zirve toplantısı Dakar'da yapıldı. Bu Konferansın başkanlığını da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptı. Bu konferansın en önemli yanı, KKTC'nin ismi ile bayrağı ile bu konferansta temsil edilmesidir. Böyle bir uygulamanın ilk kez oluşu, esasında bizler için, Kıbrıs Türk halkı için, KKTC'nin tanınması ve egemenliğinin kabul görmesi açısından çok önemli ve umut vericidir. Böylesine anlamlı büyük bir camiada KKTC'nin kendi ismi ve bayrağı ile kabul görmesi, biraz da "ince ayarlı KKTC'nin tanınması" anlamına da gelir. Şahsen bunu öyle görüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu sözleri de çok anlamlı ve sevindiricidir KKTC açısından. Gül şöyle demiştir: "KKTC burada bayrağıyla, ismiyle temsil ediliyor. Bundan büyük memnuniyet duyuyorum." Bu da demek oluyor ki, İslam dünyası, bir bütünlüklü politikaya ve stratejiye doğru yol alıyor. Bütünlüklü politika nedir? Koskoca İslam dünyasına baktığımızda, komşu savaşlarını, sınır savaşlarını, büyük güçlerin bir kepçe gibi karıştırıp durduğu çıkar kavgalarını görürüz. Şayet bugüne kadar "dev bir İslam camiası" oluşmuş olsaydı, bu dünya onların karşısında durabilir miydi? Zaman, insanları da ulusları da çıkar noktasına odaklarken, onların "toplu çıkarlarını" da gündeme getiriyor. Yani dünyada dengeler değişiyor. Güç dengeleri değişiyor. Bu önemli denge değişikliklerinin farkında olunması, gerçekten İslam dünyasına çok şeyler kazandıracak ve o "bütünlüklü politika" onların geleceğine ve "güçlü bir varlık" olmasına neden olacaktır. Bazen sorarız! "KKTC neden bütün İslam ülkeleri tarafından tanınmadı?" Evet! Hep bu sorunun cevabını aradık Cumhuriyetimizi kurduğumuz günden beri. Batının en büyük taktiği, "bütünlüklü bir İslam camiası" değil, bölük, pörçük ve birbirini yiyen bir İslam camiası yaratmaktır. Ki bunda da başarılı olmuşlardır. İKT'nın gerçekleştirmiş olduğu 11. Zirve Toplantısı, o şekillenmenin harçlarını koyan etkili bir organdır. Türkiye bir müslüman ülke olarak, jeopolitik durumu ile dengeli bir politikayı bugüne kadar götürmemiş olsaydı, bugün Türkiye'nin yerinde yeller eserdi. Türkiye bugün, doğu ile batının tek anahtarıdır. Hristiyan-Müslüman cephelerinin tam ortasında, çağdaş müslüman bir ülkenin, batı ile bir köprü vazifesi görmesi kaçınılmazdır. Zaten doğu ülkeleri, bütün İslam ülkeleri, Türkiye'yi kendine örnek alıyor. "Bizim çağdaşlık yolunda tek liderimiz sizsiniz koca Türkiye" diyor İslam camiası. Türkiye, batı ve AB süreci ile didinip dururken, cüce boyuyla Kıbrıs Rumlarından veto yerken, batının bütün ekonomik dengelerini ve ithalat-ihracat akışını elinde tutarken, neden İKT gibi bir organla yola çıkarak KKTC'nin tanınması yönünde adımlar atmasın. Bırakın Rumlar bizi hala eski kafa ile sömürmeye ve yok etmeye çalışsın. Onlar yollarına, biz yolumuza. Hala zamana oynayan Rumlarla bir geleceği paylaşmamız mümkün değildir. Kaldı ki onları bekleyecek veya gönüllerinin olmasını bekleyecek halimiz yok ya. O halde? O halde bizim yapacağımız şey, İKT ve buna benzer müslüman organlarla geleceğe yolculuk ederek, KKTC'nin tanınmasını sağlamak olmalıdır. O Teşkilatın kaç tane üyesi olduğu herkesçe malum. Bu da demektir ki, böylesine geniş bir "ülkeler platformunda" KKTC'nin temsiliyeti, bir umudu da beraberinde getiriyor ve bu umudu içimizde büyütüyor.
|