|
Kıbrıs Türk Rehberler Birliği, yasadan sonra ilk Genel Kurulu’nu yaparken gayri ihtiyari bu konuda birkaç satır yazasım geldi. Rehberlerin örgütlernmelerini alkışlamak lazım. Onların heyecanlarına ve umutlarına destek vermek lazım. Basından öğrendiğimiz kadarı ile Rehberler Birliği'nin yasaları da geçmiş ve ilk olağan genel kurullarını yapmışlar. Henüz yasalarını görme veya okuma şansım olmadı. Ancak işin özüne vakıf olduğum için bu konuda bir şeyler yazıp çizme ihtiyacı duydum. Bazı insanlar vardır ki "Rehberlik mesleği de neymiş canım" der ve dudak büker. Bana göre rehberlik, bir ülkenin turizminde en önde ve gözler önünde duran bir kültür sembolü veya kültür temsilcisidir. Bir rehberin kendini iyi yetiştirmesi, kendisine verilen bilgi ve öğrenimi iyi kullanması, en önemlisi de yabancı dile vakıf olmasıdır. Galiba rehberlik meseleğinde en temel üç unsur vardır. Bunlardan birincisi en azından İngilizce diline vakıf olmak, ikincisi kendi kültürünü iyi bilmek ve üçüncüsü de güleryüzlü ve insan ilişkilerini çok iyi götürmek ve algılamak. Bu üç özelliği kendi bünyesinde barındıran bir rehber, sanırım en başarılı rehber olur. Pek tabii ki kılık kıyafet, insanlara güven veren bir duruş da önemlidir. Rehberlik meseleğinin geliştirilmesi ve turizm sektöründe kullanılması sanırım zaman zaman bazı sıkıntıları da beraberinde getirdi. Seyahat acentelerinin mutlak surette bir rehberle çalışması koşulu, yerinde bir koşuldur. Şimdiki yasa bunları nasıl düzenledi bilmem. Fakat, geçmişteki uygulamaya baktığımızda, "A" Grubu bir acentenin çalışabilmesi için, bir rehberin onda kayıtlı olması gerekli olduğunu görürüz. Turizm, esasında bir zincirin halkaları gibidir. Bu halkalar birbirine bağlandığı ve işlevlerini yerine getirdiği zaman turizm, turizm olur. Aksi halde herşeyi yüzümüze gözümüze bulaştırırız. Siz bir ülkede havuzsuz otel, diskosuz ve gece kulüpsüz, el sanatsız ve eski esersiz birşey yapabilir misiniz turizm alanında? Bu kültürler zinciri birleştiği zaman herşey güzel olur. Bu halkalara rehberlik meseleğini de ekledik mi daha da güzelleşir herşey. Hatta bu halkalardan biri de animasyonlardır. Otellerdeki animasyonlar. Yöresel kültürleri bünyesinde barındıran animatörlük de çok önemli bir meslektir. Rehberlerin yetişmesi hususunda geçmişte Türkiye meslek okullarından uzmanlar getirtilir ve rehber adaylarını bir aya yakın bir zaman sürekli eğitirlerdi. Sonra ara ara eğitimler olurdu. OTEM'de de bu işlemler yapılırdı. O altyapı ta 1980'li yıllara dayanır. Rehberlik belgesi alan kaç kişi var diye insanın sorası gelir. Bu rehberlerin kaçı meslek hayatının içindedir? Kaç tane otel ve acente bu rehberlerden yeterince yararlanmaktadır? Hep bu sorular geçiyor kafamdan. Bazen Lefkoşa'nın o dar sokaklarında bir grup Alman veya İngiliz turist görürsünüz. Bunları görünce hemen bu turistlerin bir acente vasıtasıyla grup halinde geldiğini, o grubu sürükleyen ve sürekli bilgi veren rehberin de durmaksızın bilgiler verdiğini de anlarsınız. Uzaktan bu insanlara ve ağzı hiç durmadan konuşan, bilgi üreten rehbere baktığınızda "bu rehber tam anlamıyla görevlerini yapıyor" dersiniz. Rehberin kendini geliştirmesi, iç ve dış kültürleri, hatta ve hatta iç ve dış siyaseti, ekonomiyi, sosyal aktiviteleri çok iyi kavraması gerekir. Pek tabii ki başımızda bir de Rum ambargosu vardır. O Rum ambargosunda rehberin çok önemli rolü vardır. Rum turizmine hizmet edecek yanlış bilgiler, bizim zararımıza olur. Genelde Kıbrıs'ın kuzeyine ve güneyine baktığımızda, en güzel yerlerin bizde olduğunu, eski eserlerin en çoğunun ve en anlamlılarının bizde bulunduğunu, yemek kültürümüzün ve eski Osmanlı mutfağının, kebaplarının envayisinin bizim soframıda yer aldığını, el sanatları ve el becerilerinin de bizde yoğun olduğunu görürüz. Doğal güzellikler, kum, deniz ve doğal bakirlik bizde daha fazladır. Bir zamanlar görev icabı Doğu Almanya'daki ITB Turizm Fuarı’na gitmiştim. Gerçek turizmin ve turizm aktivitelerinin ne olduğunu orada kavramış ve özüme yerleştirmiştim. Gitmiş iken hani insan "bir de mahalli tura katılayım" der bazı yöreleri görmek ve dünya görüşünü kavramak için. Zamanın bakanı ve bazı arkadaşlarla Doğu Berlin'e geçmiştik. O zamanlar daha Berlin Duvarı yıkılmamıştı. Yıl 1987 idi. Gezi otobüsüne bindiğimizde otobüsteki Alman rehber bayanın dili hiç ağzına girmemişti. Harıl harıl çalışıyor, her geçtiğimiz yerde, "şu bina filandır, şu bina filan zamanda bombalanmıştır, şu heykeller filanın heykelleridir, şu parklar, şu caddeler şunlardır" gibi bir sürü bilgi vermişti bize. Doğrusu o Alman rehber bayana hayran kalmıştım. "Keşke bizdeki rehberler de bu kalitede olsa" demiştim. Şimdi rehberlerimiz örgütlendiler, yasalarını geçirdiler ve kendilerini mesleklerine veriyorlar. İnşallah kafamdaki rehberlik mesleği gerçek anlamda ülkemizde kabul görür ve bize gurur verecek rehberlik görevleri ile dünyanın gözünde birer gurur abidesi oluruz.
|