|
Aylardan beri süregelen Güney'deki başkanlık savaşı, nihayet Hristofyas'ın başarısıyla son buldu. Hristofyas'ın kazanması hiç de süpriz olmadı bana göre. Papadopulos'un Kıbrıs politikasına güçlü destek veren bir politikacının, en az Papadopulos'un çizgisine veya asgari müştereklerdeki çizgisine çok yakın olması hasebiyle, bence Hristofyas'ın gelişi, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olumlu sonuç getirmeyecektir. Veya bir umut veya olumlu bir gelecek. Şimdi geçmişe bakalım... Hristofyas esasında geçmişin en fanatik komünistlerindendi. O çizgisini yıllarca sürdürdü ve zamanın değişkenliğine kendini uydurdu. Hem komünist olarak kaldı hem de liberal ekonomiye dayalı bir siyaseti benimsedi. Bu benimseyişin ötesinde bize verebilecekleri ne gibi mesajlar vardır veya olacaktır? Geçmişe bakarken, Papadopulos'un o fanatikliğine ve katılığına destek veren Hristofyas'tan hangi umudu bekleyebiliriz? Annan Planı'na güçlü bir şekilde "hayır" diyen Papadopulos'un yanında yer alan böyle bir siyaset adamının bundan sonra değişeceğini ummak da saflık olur. Hristofyas'ın en temel politikaları "birleşik Kıbrıs" politikaları değil mi? Nitekim Hristofyas'ın Cumhurbaşkanlığının kesinleşmesini müteakip, Kasulides'in yaptığı açıklama; "Kendisinin Hristofyas'ın birleşik Kıbrıs politikasına destek vereceği" mealindedir. Bu durumda ne Papadopulos'la, ne Kasulides'le ne de Hristofyas'la Kıbrıs sorununu çözüm limanına taşımak mümkün değildi ve hala daha değildir. Bundan sonra kim kime, hangi oranda baskı yapacak ve "Artık şu Kıbrıs sorununu çözün, bitirin ve adaya huzur getirin" diyecek? Hristofyas'ın seçilmesi ile seçime endeksli iç hesaplaşmalar ve çıkar kavgaları şimdi başlayacak. Vaadler bir inci gibi dizilecek Hristofyas'ın önüne. Papadopulos Hristofyas'ı desteklemişse, elbette ki önemli bakanlıkların kendisine ve-rilmesi yönünde bir güvence almıştır. Şu anda bütün gözler Hristofyas'ın önünde duruyor. Bizim ondan umut bekleme şansımız yok bence. Umudu gerçek anlamda "tanınma istemlerimizde" bulmalıyız ve o argümanlarla stratejilerimizi belirlemeliyiz. Kıbrıs Türkü'nü kurtaracak tek çözüm yolu KKTC'nin tanınmasından başka birşey değildir. Rumlarla yapılabilecek en ufak bir ortaklık, en az bizlerin yirmibeş otuz yıl daha gerilere gitmemiz demek olacaktır. Çünkü Rumlar yarın bizimle bir anlaşma yapsalar bile, o anlaşmalarının arkasında yine yeni mizansenler ve senaryolar olacaktır. Bazan "güven" kelimeciğini kullanırız. Yabancı diplomatlar da kullanırlar. Karşılıklı güvenin var olmadığı bir ortamda toz duman içinde bir gelecek kurabilir miyiz? Hristofyas geldi diye ona sonuna kadar "güven" kapılarımızı açacağımızı umanlar çok aldanırlar. Çünkü Hristofyas'ın bizzat bugüne kadar güddüğü politika, çözümsüzlükten öte bir politika olmamıştır. Konuyu özetleyecek olursak; Rumların hangi Cumhurbaşkanı gelirse gelsin, bizler için kesinlikle bir şey değişmiyecektir. Değişmeyecektir çünkü, Rumlar bizzat kendileri de değişmemiş olacaktır. Samana kazık çakmaya benzeyen bir anlaşmaya imza atmak da aptallık olur. Özetle, Papadopulos gitti, Hristofyas geldi de ne oldu? Veya ne olacak?
|