|
İktidara geleliberidir kendilerinin partisi olması gereken CTP'ye karşı tavır koyup, reformlarından Kıbrıs siyasi sorununa kadar görüş ayrılıklarını keskin muhalefet şerhinde eylem ve grevlerle sürdüren malum sendikalar önümüzdeki seçimlerde nasıl bir politika saptayacaklar? Şu anda kavgalı dövüşlü, "faşist" ithamlı, polisli hapisli olaylar silsilesinde tutun ki kafa kafaya gelen mesela kamuda görevli beş sendika ile CTP hükümeti, gün gele sandık başında kozlarını paylaşacaklar mı? Yoksa "dün dündür bugün bugündür" deyip yine CTP-Birleşik Güçler dalgasında devam mı edeceklerdir yola? Yoksa o seçim sathı mailine girildiğinde "demokratik düzenlerde böylesi hareketler zaten zıt güçler dengesi yönünden olmalıydı, dolayısıyla oldu bitti kulpu takılarak zevahiri kurtardıktan sonra meydanlarda yine kolkola mı gireceklerdir? Yani ve sonunda karanın karasıyla çalınan "faşist CTP" boyasını kim temize havale edecektir? Neyse o gün gelsin görürüz diyelim ve gelelim üzerine yakılan ağıtların hâlâ bitmediği Lokmacı Kapısı'na. Sonuncusu, üzerinde büyük ve bölgesel ekonomik doktrinler döktürmesi ile devam ediyor. Mübarek kapı açıldı, ne menem pahalı ve kazıkçı olduğumuzla nasıl yeni ekonomik sistemler yaratmamız gerektiği geldi akıllarına. Fakat daha büyüğü ve felsefik olanı tabii "birleşik Kıbrıs" efkârı. NELERİ DOĞURDUN LOKMACI: Küçümsenecek olay değil fakat "büyüttükleri" kadar da değil. Aksine o kapıdan Güney'e geçtiğinizde bir süre sonra sayemizde ve katkılarımızla daha bir parlayacak Uzun Yol'un, İstanbul'un Beyoğlu'nu hatırlatan "iyi" durumunu, bizim Arasta'ya ve Kuzey'e avdet ettiniz miydi perişanlığımızla umutsuzluğumuzu görüyorsunuz! Tutun ki biz "mazlum," Rum "muzaffer." Bu fark olacaktı, oluyor. Fakat geçen gün baktık gazeteci refikimiz Baturay, Lokmacı Kapısı'yla ilgili yazısında şöyle diyor: "Kapıdan geçerken kimlik kartı ya da pasaport göstermek iki tarafın da insanlarında bir burukluk yaratıyor. Kendi ülkelerinde kimlik pasaport kontrolüyle bir taraftan diğer tarafa geçmeyi halen içlerine sindiremiyorlar ama bu da olsun deyip en azından yürüyerek geçmenin mutluluğunu yaşıyorlar…" Bu çok çok duygulu ve global görüşü tamamlayalım: Bir. Ben Kuzey'den Güney'e, Rum Güney'den Kuzey'e o kapıdan geçerken kimlik ve pasaport gösterilmesinden büyük bir mutluluk duyuyorum. "İşte devlet" diyorum. Osmanlı'dan beridir yaşadığım coğrafyada ilk kez kendi vatanımın sahibi olduğumun farkına varıyor, tüm adanın egemen devlet ve hükümetiyim diyen Rum'un otuz üç yıldır Kuzey'e, eğer bu devlet erkinin izni ve anlayışı olmasa başını bile uzatamadığı gerçeği karşısında seviniyorum. Kimlik gösterirken "burukluk duymak" ne kelime, KKTC yurttaşı oluşumla keyfimden havalara uçuyorum. Ve ben Baturay gibi düşünmüyorum. Benim için "ülkem" Kuzey Kıbrıs'tır. Güney Rum'a kalsın! Kaldı ki Rum için amaç tek vatan efkârında Türk'e Güney'i açmak değil, (zaten açık) Kuzey'i Rum'a yeniden mesken tutup egemen devlet erkini tüm adaya sermesidir. Dolayısıyla ben Baturay gibi tüm Kıbrıs'a "ülkem" demem. Benim ülkem Kuzey'deki işte şu sınırlarıyla saptanmış, devleti ile var olan KKTC'dir. Ben Güney'e "bir gün nasıl birleşeceğiz de şu kapılardan elimi kolumu sallayarak kimselere hesap vermeden geçeceğim" özlemlerinin kırıklığında bakmam. Aksine hangi kez geçmişsem öbür tarafa, hasta olurum. "Neden benim devletim de böylesi gelişmiş ve mamur değildir" diye. Eğer "burukluk duyarsam" bu nedenledir. Bunları neden yazdık: Genç Refikim Baturay "her iki tarafın insanları" demişti. Değerlendirmesinin kapsam alanına girmiyorum. Bunu söyleyecektim!
|