|
Bugün görüşmeler başlıyor. Bizim cepheye baktığınızda ne önkoşulları var ne de neleri hangi kararlılıkla "olmazsa olmaz-ları" yapacakları belirgin bir stratejileri. Tutun ki siyasi anlayış, "eğer böylesi koşullu başlamış olsak başarısızlığa toslarız" düşüncesinde ağırlık bulmuş. Olabilir. Fakat tam bu sırada Ertuğruloğlu'lu UBP cephesinden Sn. Talat'ın tutumuna karşın zaman zaman bizim de seslendirip hasbelkader "olmalıdır" dediğimiz öneriler geldi. Dün gazete-lerde yayınlandı ki kapsamında, "görüşmecilerin" hangi sıfatla anılacaklarından sürenin takvime bağlanması ve arabuculuculuğun reddedilmesinden kırmızı çzigilerimizle iki devletin siyasi egemenliği esasının korunmasına kadar öneriler var. Üstelik siyasi partiler arasında görüş birliği sağlanılması gerektiğine yönelik de iyi niyetli işbirliği çağrısı. İSTEMEDEN HATIRLADIK: UBP'nin 33 yıl sonra bir görüşme öncesinde ilk kez böylesi yapıcı ve iyi niyetle hazırlanıp ortaya konmuş önerilerini gördükte hatırladık. Neleri? Devri iktidarında "çözümsüzlük çözümdür" diyerek sürdürülüp götürülen politikalarla "bir çakıl taşı bile vermeyiz" dediğinin statik tutumlarında UBP iktidarının zamanı nasıl gömdüğünü! Ki yine hatırladık. Yalvar yakar oluyorduk: Sadece Ankara ile değil, AB ile Güney'le, Kıbrıs sorunuyla ilgili her ülke ve kesimle bıkıp usanmadan ilişkiler kurup "davayı, asıl tartışılması gereken bu yerlerde tartışmak gerekir" dediğimizi… Oysa sırtını Ankara'ya dayayıp içe kıvrık yalnızlık politikasında yılları gömerek hatta Sn. Denktaş'a o sözünü ettiğimiz dış siyasi platformlarında destek vermek yerine köstek olarak, altını oyarak, arkasını döndü müydü hançerleyerek ve hatta en zor görüşmeler döneminde adama "bunamışlık" basarak itibarını zedelemeye çalışmak yollarında tepinen UBP'den başkası olmadıydı! Ki içe kıvrık olmasına karşın, KKTC'yi de ayni politikanın kısır döngüsünde harcadıydı! KİMİN SAYESİNDE? Elbette "başının!" Ki tutumuna dayanamayanlar ayrılıp ayrılıp yeni siyasi parti kurdulardı. Ve Eroğlu on sekiz yıllık başbakanlığı, sonrası muhalefet dönemlerinde Sn. Denktaş'ın mirası olması gereken KKTC'ye sahiplikten öte gidemediydi. Bu da nasılsa tek becerisi olduydu! Fakat bu becerisini bile kuru gürültüde harcarken KKTC'yi yüceltmek yerine sadece kendilerini yüceltmenin siyaset oyununu oynadıydı! Halâ da aynı minval oynamaya devam ediyor ve tabii ki "ben yeniden UBP'nin başına konacak sonra da desteği ile Cumhurbaşkanlığı makamına kurulacağım" hesaplarını yapıyor. Başka? Öncesinde olduğu gibi hiçbir şey! DOLAYISIYLA YİNE HATIRLATIYOR: Memleketin kaderini yüklenmiş, önde oluş iddiasını her devirde politikacı kimliğine etiket yapmış Eroğlu'yla ve onun "ben varsam vardır, yoksam yoktur" dediği UBP'siyle tırnak kadar ilgimiz ve ilintimiz yoktur. Fakat onun ve "eşlerinin" vardır, hem de herkesle! Mesela bu memlekette Denktaş'tan Talat'a, Soyer'den bakanlarına, bilcümle siyasetle ilgili herkesleri, eleştirilerin oklarıyla her Allahın günü delik deşik etmek demokrasidir, söz hürriyetidir… Fakat eskaza eğer ki Başbakanlığından beridir Eroğlu'na gözün üzerinde kaşınız vardır diyorsanız önce eşleri, ardından sayesinde kapıp kaparozladıkları, yolup cepledikleri için hâlâ vefa borçları olanlar, güçlerinin yettiğince yettiklerini "susturmaya çalışırlar!" Bu politikaları hiç bitmedi. Üstelik çok ilginç bir anlayışla. Hangi kez Eroğlu'na taşlar atılsa başını eğdi "eşi" karşıladı! Da ne oldu? UBP'yi ufalamaktan başka! Oysa ne diyorduk? En az iktidarlar kadar muhalefet partileri de etkin ve güçlü olmalılar ki en azından şu memleketin cici demokrasisini kurtaralım. Fakat bu "kabl'et tarihi muzdarip politikacılarla" değil. Tahammülsüz ve her şeyden önce şirretlikle despotizmi çakan "başlarla" hiç değil!
|