|
Elbette "politikacılar" halkın duymak istediklerini söylerler. Başaramadıklarını değil başardıklarının nutuklarını atarlar. Geleceklerin karanlıklarını değil, aydınlıklarını müjdelerler. Yapamadık değil, yaptık derler. Umutsuzluğu değil, umudu müjdelerler… Fakat halk onları ninni dinler gibi dinlemez. Önce cebine girenle çıkanı hesaplar. Nerede olduğunu sorgularken, "ötesindekilerin" nerede olduğuna ölçü tutar. Kaybederken kazananları, çaresizken saltanat sürenleri örnekler. Eğer 1960'lardan koparak gelmişse bu günlere ekler: "Hangi çözüm? Nerede, nasıl? Kiminle, hangi koşullarla ödünlerin uzlaşmasında? Bu arayışlarla iktidarlar üstüne iktidarlar değiştirirler. Cevabını veremedikleri soruları cevaplasınlar diye! İŞTE YENİ BİR SAYFA. Hristofyas seçildi yeni umutlar yeşerdi. Sn. Talat o kadar ileri gitti ki düşüncelerinde, "ya çözüm olur ya çözüm olur" deyiverdi. Sanırsınız Tarık Bin Ziyad gibi İspanya sefe-rine çıkmış, bir daha geri dönüş olmasın diye köprüleri yakmış…"Ya zafer ya zafer? Gelin düşünelim ama: Hristofyas önce Rum halkının lideridir. Ve önce Rum halkının adadaki haklarını koruyup kollamak, gasbedilmişlerini çekip alarak yeniden sahipliğe kaydetmek için görevdedir. Türk'e hak hukuk tanımak için! Dolayısıyle Sn. Talat'la kurulan masaya oturmuş Hristofyas evvel emirde "isteyecek" ve diyecektir ki önce 1974'de işgal ederek üzerine kurulduktan sonra tepe tepe kullanıp harcadığınız Kuzey'deki Rum mülkünü iade edin… Cevabı verilecek midir? Buyur parasını al, yahut takasa gel… Bugünden soralım: Para nerede, takası kabul etmezse nasıl başka bir çare? Hristofyas devam edecektir: "Bu görüşmelerin sağlığı için asker adadan gitmelidir." Cevabınız, "çözüm olmadan hayır gitmez" mi olacaktır, yoksa "sen bize karışma asker bizim askerimizdir bir yere gitmez" mi olacaktır? Hristofyas da öteki Rum liderleri gibi "çözüm olup da AB'ye birlikte üyelik söz konusu olduğunda artık garanti anlaşmalarının anlamı kalmaz, o güvence Brüksel'in olur" dediğinde, "hayır biz güvencemiz için Türkiye'nin mutlak garantörlüğünün devamını isteriz" mi cevabı ve-rilecektir? Ve konu bir Federatif sistem tartışmasına geldikte Hristofyas'a şöyle mi diyeceksiniz? "Efendi siyasi eşitlik isteriz. Hem de bire bir esasında." Yoksa, 1960 Anlaşmasıyla 1977-79 BM'ler GK'i kararlarına uygunluğunca mesela yüzde otuz Türk yüzde yetmiş Rum esası ile azınlık çoğunluk statüsüne mi evet diyeceksiniz? Ki Hristofyas kesinlikle azınlık çoğunluk esası diyecektir. Demezse adamı Güney'de asarlar! NASIL BİR GÖRÜŞME SÜRECİNE BAŞLAYACAĞINIZI DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? O zaman halka doğruları söyleyin. Fakat "sakın Annan planı reklamları yaptığınız dönemlerdeki gibi olmasın" diyeceğiz, bakıyoruz ki Mecnun'ın Leyla'ya aşkı bitmemiş Annan Planı yine hem de bu kez Moon'a yazılan mektupla rica niyaz gündeme sokulmak isteniyor. Tabi siyasi gaf da büyük. BM'ler Genel Sekreteri Moon eğer bir çözüm olasılığına inanıyorsa neden kendi adıyla anılacak çözümü değil de selefi Annan adı ile özdeşleşmiş Planı devreye soksun? Kaldı ki plan milan da yok. Alın Sn. Talat'ın BRT'de Kırmızı Çizgilerini içeren açıklamalarını, koyun Hristofyas'ın açıklamalarının yanına, kesinlikle bire bir seslendirilen ayni sorunların, Kuzey ve Güney kutupları kadar birbirinden uzak olduğunu görün. Yine de Allah'tan umut kesilmez diyorsanız umut etmeye devam edin…
|