“Her ne kadar kim isterse kazansın, bizim için önemli olan…” Diyerek sürdürüp götürdüğümüz değerlendirmelerde, Güney’in Cumhurbaşkanı adaylarını “değişmez Rum politikası” tutumunda ayni potaya koyuyor da olsak, olay o kadar basit değildir.
Mesela bir Papadopulos tutumunu geçmişin Klerides’i ile ayni ölçülerde değerlendiremezsiniz. Ki her ikisini de yaşadık. Bir devrelerin Kiprianu’su ile Vasiliu’sunu görüp yaşadığımızca.
Bugün karşımızda seçilme şansları eşit olması gereken iki aday var. Birisi ne kadar “sol”dur tartışmasına kondu muydu artık ideolojik misyonunu çoktan yitirmiş Hristofyas’tır. Biz çok tanıyıp bilememiş de olsak CTP’nin muhalefet dönemlerinden kalma ilişkilerinin politikacısı oluşunda tutun ki ciğerini okumak mümkün!
Ayni şeyi Kasulidis için söylemek mümkün değil ama. Bilebildiğimiz Rum’un AB bünyesinden çıkışlı bir AB’ci ve çözüm konusunda görüşmelerin başlamasından yana oluşu…
Buna karşılık iki adayı da değer yargısı terazisine koyup tartmak söz konusu olduğunda peşin hükümle diyoruz ki “kim Cumhurbaşkanı olursa olsun eğer Ulusal Konsey kararlarıyla bağlı ve onları uygulamak durumunda iseler bizim için farkları olmayacaktır.”
ANCAK BELİRTELİM: : Rum Ulusal Konsey’ini Kıbrıs siyasi sorunu cümlesi içine koyduğumuzda ona etkin ve yetkin karar mercii misyonunu yükleyen biziz. Bunu da kendi bünyemizde başaramadığımız siyasi soruna yönelik “iktidar-muhalefet” ilişkilerinin olumsuzluğundan dolayı yapıyor “bir de o tarafa bakın” deyip örnekledikten sonra, “neden bizim de böylesi bir konseyimiz yoktur” yakınmamıza ispat olsun diye çakıyoruz.
Fakat bu Konsey’in de sonuçta Rum halkına dayandırılan kararları ile bir politik merci olduğunu çok da düşünmeyiz. Ki etkinliği ancak o halk beklentilerine cevap verip gerçekleştirme yollarındaki çabası kadar olmalıdır.
NEDİR O BEKLENTİLER: Çözümün statüsel şekli değildir. Altını çiziyoruz, “kaybettiklerinin yeniden kazanılmasıdır.” Ki Rum 1956’larda çıktığı Kıbrıs serüvenini hep “kaybederek” bugünlere gelmiştir. Son kaybı, Güney’e tıkılıp kalırken yarattığı Kuzey Türk Devleti’dir. Bu başlığın altına ötesi yığınla kayıplarını madde madde koyarak sıralayabilirsiniz ki son aşamada kendilerinin de telafuz ettikleri “taksim olasılığı” vardır.
Ve şimdi kim seçilirse seçilsin işte bu olasılığı önlemek ve Rum halkının kaybettiklerini yeniden kazanmak için uğraşmak zorundadır.
Bunu Papadopulos kafasıyla başaramadılar, Annan planı ile kazanacaklarını kaybettiler. Burada parantezi açıp yazalım. Ulusal Konsey’leri o Papadopulos Kafasına uyarak “hayır dedi mi demedi mi?” Demek ki en üst düzeydeki karar organı dediğimiz o Konsey de ancak Papadopulos kafası kadardır!
DOLAYISIYLE BİZ KNDİ KAFAMIZA BAKALIM. Rum siyasi tutumunu abartarak önemsiyoruz. O kadar ki “yıkamayacağımız kale” esamesinde! Ve hiç hatırlamak istemiyoruz: 1956’da başlattığımız mücadele ile bugün nereye vardığımızı. Biz hatırlatalım. “Devlet olduk!”
Bu ulusal başarıyı hem korumak hem de yaşatıp çözüm haline getirmek zorundayız. Çünkü elli yıldır gıdım gıdım kazanarak geldiğimiz bu “yüce yerde” geriye gidip “birleşik Kıbrıs”ı kuracağız diyerek barış havariliğine soyunursak; Rum’un kaybettiklerini teslim etmek, yani kazandıklarımızı ödün diyerek vermek zorunda kalacağız. Elbet çözümde al-ver olacak. Ancak şu sıralarda “politika yaptığını” sanıp aceleci ve peşin hükümlü yargılarla konuşan, öteye beriye mesajlar yağdıran Sn. Talat düşüncesi ile değil! Bunu da kendi cephemizin siyasi zafiyeti olarak belirtelim ve bugünün akşamını bekleyelim.