|
Dünkü yazımda Kosova'nın KKTC için değil, keşke KKTC'nin bağımsızlığı Kosova için emsal olabilseydi dediydim. Varmaya çalıştığım otuz üç yıllık kayıplar hanesine kazınmış "ulusal dava" yoksunluğundan kaynaklanan ne istediğimizi bilmediğimiz, dolayısı ile dış dünyaya kesin ve kararlı mesaj veremediğimizdi. Tabii ki şimdilerde o otuz üç yılın olumsuzluklarında büyük emeği bulunan CTP iktidarı, Papadopulos kafasına tosladığından sorunu daha bir ilkesel duruma getir-meye çalışıyor ama bu kez de hem kendi kesimlerince hem de muhalefet partileri tarafından dikkate alınmıyor çünkü hâlâ güven veremiyor. Buna karşın siyasi süreç bizden yana devam ediyor diyoruz ve geliyoruz paralelindeki sosyo ekonomik soruna. ONU DA CTP BERHAVA ETTİ: KKTC'de siyasi sorunla ekonomik ve sosyal hayatı içeren sorunlar, CTP iktidarı döneminde ilk kez bu kadar içiçe ve bütünselliğince buluştu. İtiraf edelim bunu yaratan Annan Planı serüveni oldu. Referandumdan sonra birdenbire KKTC'nin ufku genişledi, Rum'un 'hayır' demesi nedeniyle oluşan dış dünyadaki hayal kırıklıkları, Kuzey'e daha bir insafla bakacak ortamı hazırladı. Fakat yine ayni sorun: Biz hazır hazır değildik! İzolasyonların kaldırılması bir mücadele şekli olarak yeni siyasetlere sokulurken, ayni izolasyonların yarattığı sosyo ekonomik açmazlara adaptasyon grçekleştirilemedi. Elimizde olması gereken "mazlum toplum" rolünü iyi oynayamadık tam aksine bu önemli argümanı Güney'e kaptırdık. İnşaat sektörü ve etrafında gelişen "işler" bunun somut göstergesi oldu. Denetimsiz, AB'yi ürkütecek boyutlarda bir gasp ve yağma ile sandık ki her karış toprağa dikilecek tek taş bile varoluşumuzun ispatı olacaktır. Olurdu eğer KKTC'yi ayrı devlet ilkesinde yerine koyup Rum'un mülkünü tazmin edecek deklerasyonu tüm dünyaya güven verici biçimde çakabilseydik. Oysa Mal Tazmin Komisyonu'nun kapsamında değişiklik yaparak malına sahip çıkması için KKTC'ye davet ettiğimiz Rum'un, Kuzey'i, birleşik Kıbrıs ahkâmlarına hazırlamak ahkâmlarında delmesine cevaz verdik. Zaten devreye kazanç diye Yeşilhat Tüzüğü girdiydi önce sevindik sonra Güney'e karşı asla başaramayacağımız rekabet unsurunun altında kalarak türlü çeşitli yasaklarla kendimizi kendi içimize hapsetik. ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ DİYORUZ: Hurda ithalatı ile oyalanır, kadavrası kalmış da olsa son kırıntılarında narenciye ihracatı ile avunur, elde kalmış patatesi Rum'un himmetini kabullenerek Güney'den ihraç edecek olanağı bulur ve bir milyon turist hayali görürken tabii ki çok iyi değiliz. İyi olmadığımız "Hükümet bir yanda ekonomik sektörler bir yanda" dediğimizce olanca mesleki kesimlerin isyanı oynamakta olduklarıyla ispatlıdır. Üstelik hazine cari harcamalar karşısında dara düşmüş, zam üzerine zam bastıran bir hükümet felaketi yaratmıştır. Ve talihsizlik işte. Kuraklık ise kesinlikle KKTC'yi fena vuracaktır. Kısaca 2008 yılı belki siyasi sorun kulvarında kazandığımız ivme ile "iyidir" diyeceğimiz bir seyir izlemeye devam edecektir ama ekonomi için ayni şeyi söylemek mümkün olmayacaktır.
|