Bohçanın yamalısı
Ahmet Göksan

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Ocak 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sürekli olarak krizlerle boğuşmakta olan AB'nin geleceğinin olmadığını bilmeyen kalmadı. Buna karşın varlığını değişik oyunlar ve tuzaklarla kanıtlamaya çalışıyor. Belirli dönemlerde de genişleme adı altında küresel güç olmayı amaçlıyor.
AB Anayasası diyerek yola çıkıldı. Başarılı olunamayınca da "Reform  Anlaşması"nda uzlaşıldığı da biliniyor. Bu noktaya gelene dek Polonya'nın isteklerine yanıt arandı. Sonrasında "Tüm isteklerinin kabul edildiği" önde gidenlerce açıklandı.
İngiltere ise başka bir havada idi. Onlar için önemli olan Birleşik Krallığın kırmızıçizgileri idi. Onlar da bunu sağladıklarını duyurdular. Kıyısından köşesinden herkes memnun edildi veya öyle kabul ediliyor.
Herkesin mutluluğunu ilan ettiği noktada Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya ise kerevete çıkmak kalıyordu. O da "Reform Anlaşması" sonrasında AB'nin küreselleşme çağında kendi çıkarlarını savunabileceğini" söylüyordu.
Anadolu'nun bilge insanının tanımı ile alanın da satanın da razı olduğu bir düzen de kurulmuş oluyordu. Herkes mutluluktan uçmaya hazırlanıyordu. Ama olmadı. İlan edilen mutluluk kısa sürdü.
İtalya'daki Avrupa'nın en büyük üniversitesi olan La Sapiona'da, öğrenciler bazı öğretim üyelerinin desteğini alarak Papazların başını kovdular. Bu hareketi dincilik dayatmasına başkaldırı olarak değerlendirmek olanaklıdır.
Bu olayın göz ardı edilmemesi gerekiyor. Papalık kurumuna karşı laikliğin öne çıkartıldığını söylemek de olasıdır. Bu hareketin İtalya ile sınırlı kalmayacağının bilinmesi gerekiyor. Bu olayın, önümüzdeki dönemde AB ülkelerinde, çok baş ağrıtacağının habercisi olacağını belirtmek istiyoruz.
Türkiye'de de benzer tartışmaların yapıldığı biliniyor. Bu ve benzeri tartışmaların dayatmalarla değil bilimsel temele dayandırılması gerekiyor. 84 yıllık cumhuriyet deneyimin ışığında değerlendirilmesi gerektiğini de vurgulamak istiyoruz. Bu tartışmalar sırasında en önemli hususun, Türkiye Cumhuriyeti'ne hepimizin gereksiniminin olduğu gerçeğidir.
Türkiye'yi bulunduğu konumu itibarı ile talihsiz bir ülke olarak da tanımlamak olasıdır. Çünkü nerede ise tüm komşularının Türkiye üzerinde hesaplarının olduğu biliniyor. Talihsizliğin temelinde ise bu gerçek yatmaktadır. Buna karşın sorunları çözebilmek adına bu ülkelerle görüşmeler yapmak ise bir başka zorunluluktur.
Özelde Türk-Yunan ilişkileri bu noktada öne çıkmaktadır. Yüce Atatürk'ün döneminde, O'nun onurlu duruşu ile bu ilişki-lerde bahar havası yaşanmıştır. Ama Kıbrıs'ı kendilerine bağlamak için harekete geçildiği 1950'li yıllarda bahar havası da dinamitlenmiştir.
Ada Rumları ile Yunanistan, bu günlerde de isteklerinden geri adım atmamakta ısrarlı davranıyorlar. Dostluk gösterilerinin yapay olduğunu söylemeye gerek olmadığını düşünüyoruz. Bu gösteriler sürdürülürken resmi ziyaret adına bile olsa Türkiye'ye gelmediler.
En son ziyaretin 1959 yılında şimdiki başbakanın amcası tarafından yapıldığı biliniyor. Aradan geçen bu süreden sonra yapılacak olan ziyaret, Yunanistan'da depreme neden oldu. Konuya ilişkin olarak Yunan basınını izlemek ve muhalefetin anası olan Pasok'un açıklamalarını okumak depremin gücünü göstermektedir.
Benzer yaklaşımları Mısır'la olan ilişkilerde de gözlemek olanaklıdır. Türkiye ile Mısır, Doğu Akdeniz'de birer denge ülkesidir. Çünkü her iki ülke bölgelerindeki boğazları denetimleri altında tutmaktadırlar.
Bağlantısızlar hareketinin 1960'lı yıllarda ortaya çıkması sonrasında, her iki ülke ilişkilerinde sorun yaşanmaya başlanmıştır. Sorunun ana kaynağının Mısır'ın 1963 yılındaki yaklaşımıdır. Tarihe Kanlı Noel olarak geçen olaylarda, Rumlara verdiği katkı ve desteğin biliniyor olmasıdır.
Mısır yönetimi bu gerçeğe karşın, ilişkilerini askıya almadan sürdürmektedir. Son olarak 2003 yılında Rum Yönetimi ile petrol anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşma ile deniz alanlarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı yok sayılıyor.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye'den bu ülkeye en üst düzeyde bir ziyaret gerçekleşti. Parlatılmış cilalanmış güzel sözcüklerin söylenmesi sonrasında konu Kıbrıs'a gelince ipler koptu.
Kıbrıs konusunda sorulan soruları Mısır'ın devlet başkanı, "siyasal nedenlerle" yanıtlamayacağını söyleyiverdi. Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz anlaşmalarına ilişkin anlaşmazlıkların karşılıklı danışmalarla sürdürülmesi -çözülmesi değilgerektiğini dillendirdi.
Adada yaşananlarla bu ve benzer yaşamsal sorunlar, yapay gündemler yaratılarak unutturulmak istenmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin iç politikasına dıştan yapılan baskılar ve müdahaleler, başkaldırı noktasına geldiğinden olacak 6 adet milletvekili parlamentodan istifa etmek zorunda kalmıştır.
Bu istifalarla adada sarsıntı yaşanmaktadır. Zamanlaması açısından çok tehlikeli gelişmelere neden olacağından kuşku duyduğumuzu söylemek durumundayız.
Sevgi ile kalınız.

   973 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Sahibinin sesi
  13 Nisan 2008, Pazar   Berlin notları (2)
  07 Nisan 2008, Pazartesi   Berlin notları -1-
  09 Mart 2008, Pazar   Güllü rüzgar
  02 Mart 2008, Pazar   Perdenin karagözleri
  17 Şubat 2008, Pazar   Israrın yanlışı
  10 Şubat 2008, Pazar   Maydonoz satanlar
  03 Şubat 2008, Pazar   Ebenin körü