KKTC'yi ne kadar sahipleniyoruz?
Emine Sütcü

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Nisan 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sevgili Eşref Çetinel abimizin evvelki gün yazdığı yazıda, KKTC için "kurulduğu günden beridir sahiplik bulamadı! Şimdilerde de lağvedilip yerine 'birleşik Kıbrıs kurulsun' diye görüşmeler başlatıldı" deniyordu...
Yazdıklarına her zaman katıldığım dürüst yazarlardan biri olan yılların gazetecisi Eşref Bey, elbette çok yerinde bir tespitte bulundu.
Maalesef, kendi ülkesine sahip çıkma aşkıyla yanıp tutuşmayan bir toplum haline geldik. 1974 öncesi yıllarda bir devletimiz de yoktu. Rumlar elimizde hiçbir imkan bırakmamak adına Türkleri yok etme planlarını harekete geçirmişti .
Türk köyleri herşeyden mahrumdu. Elektrik yoktu, su yoktu ve daha çok şey yoktu.
Ulaşım çok riskliydi.
Hiçbir konuda hak iddia edecek durumda da değildik.
İşte o yıllarda bile, her türlü imkansızlıklar içinde, kendi kendimize daha çok sahip çıkmıştık, hatta kimliğimize, milliyetimize, toprağımıza sahip çıkmıştık. Onları korumak için direnmiştik. Ve bu mücadelemizi kenetlenerek yapmıştık.
O yıllardaki "birlik ve beraberliğimizi" hepimiz çok özlemişizdir.
Peki neden bugün bu kadar güzel şeylere sahipken, en başta devletimize sahipken kendi kendimizi yönetme hakkını elde etmişken ve özgürlüğümüzün tadını çıkarırken niye sahiplenme duygusundan uzağız?
Bütün bunların bir değer olduğunu ve kaybedilmemesi gereken değerler olduğunu neden farketmiyoruz? Maalesef birbirimize saygı duymuyor ve birbirimizi sevmiyoruz. Bu da elbette ülke içinde huzursuzluklar yaratılmasına sebep oluyor.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi günümüzde de hala devam eden birçok şaibeli olayın aklanmaması veya aydınlanmaması, vatandaşın kafasında oluşan soruların cevaplanmaması ve şeffaf olunmaması nedeniyle çok büyük bir güvensizlik yaşanmaktadır.
20 Temmuz 1974 itibarıyla geçmişte yaşanan acılar tarihte kaldı.
Ne mutlu, sadece bu duruma bile şükredip seviniyorduk.
Yaşanan onca katliamlar, korkular, endişeler, can güvenliğimizin olmadığı her durum artık geride kalmıştı.
Yıllar geçtikçe birçok şeyi unutmaya başladık. Bir tarafta özgürlüğümüzün ve can güvenliğimizin olduğu ortamda yaşamanın sarhoşluğuna kapıldık, diğer taraftan da ganimet ortamında ta o zamanlarda başlayan ve bugün de devam eden rant sağlama düzenini kurarak sistemin köküne kezzap suyu döktük…
İşte o günden bugüne, bu ülkede sadece birşeyleri pay etme kavgaları yaşanıyor.
Hangi yönetim anlayışından, hangi ilkelere ve ideallere olan bağlılıktan söz ediyorsunuz?
Yok öyle birşey!
Derebeyi mantığıyla başlayan bu düzen maalesef onca mücadele sonucu kurulan KKTC'nin bile sahiplenilmesini unutturdu. Kapıldık gidiyoruz bir "rant ekonomisi" rüzgarına.
Devletin her bir kurumunda verilen hizmetleri bile zedeledikçe zedeleyip kalbura çevirdiler.
Hiçbir sektörde hayır bırakmadık. Sanayici gittikçe parmakla sayılacak kadar az bir rakama düştü. Hele de küçük ticaret işiyle uğraşanlar günün 24 saatini 'ah vah çekerek' geçiriyor.
İnsanların, faizleriyle biriken  banka borçları, haksız rekabetler karşısında yaşadıkları büyük zararlar içine düştükleri kötü durumlar kimsenin umurunda değil. Kimse ne işverenine ne çalışanına sahip çıkmıyor.
Tarım sektörümüze bir de kuraklık vurmuş, onların da halleri içler acısı. Turizmimiz kan ağlıyor.
Eğitim ve sağlık kapanmaz bir yara haline geldi.
Yetkililer, üç maymunları oynuyor. Bazı muhalefet partileri ise kendi içinde görevlerini unutturacak kadar devam eden sürtüşmelere odaklanmış vatandaşı düşünen yok.
İşte, ana muhalefette yine koltuk kavgası başlatıldı. Yine derebeylik kurmak isteyenler var.
Bir de "kılıçlar çekildi" diye haber salıyorlar. Neden? Çünkü partiyi sahiplenme duygularından arınmayanlar var. E, sormaz-lar mı, bu hale gelmemizin başlangıç noktası hangi tarihlerdi, kimlerin iktidarı dönemleriydi, diye.
Bozuk düzenin ne zaman başladığını herkes çok iyi biliyor.
İşte "sahipsizlik" burada. Sistemde hesap verebilirliliği çalıştıracak ve devlete tüm kurumlarıyla birlikte sahip çıkacak bir mekanizma maalesef hala kurulamadı.
Üstüne üstlük bu konuda doğruları söylüyorlar diye Sayın Eşref Çetinel ve Sayın Özer Raif'in programı, sırf birilerini rahatsız etti diye, yayından kaldırılıyor.
Hangi demokrasiden bahsediyorduk? İktidarın uygulayamadığı demokrasiden mi, yoksa muhalefetin öğrenemediği demokrasiden mi? Eğer yılların gazetecisi bir TV programında doğruları söyledi diye sesi kesiliyorsa, demokrasi çoktan "şişte kebap" oldu demektir.
Buyursun buna sebep olanlar da bu kebabı afiyetle yesin.
Doğruyu söyleyen insan her yerde itibar görmeye devam eder, ama yanlışa hizmet eden ve doğrunun yanında yer almayan insan asla itibar göremeyen insandır.

   881 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  17 Nisan 2008, Perşembe   Tren Haziran'da yola çıkar Ağustos'da varacağı ilk istasyonda kim inecek ?
  13 Nisan 2008, Pazar   Bu gök deniz nerede var?
  10 Nisan 2008, Perşembe   Dünyada bilim adamları çalışıyor
  06 Nisan 2008, Pazar   Ders verici hikayeler
  05 Nisan 2008, Cumartesi   Kendi gözlerimiz dururken başkalarının gözleriyle bakmamalıyız
  03 Nisan 2008, Perşembe   Aydın Kadınlar Platformu'ndan BM'ye mektup
  30 Mart 2008, Pazar   Lider kimdir?
  29 Mart 2008, Cumartesi   Liderleri tarih yaratır
  27 Mart 2008, Perşembe   Görüşmelerde güçlü olmanın yolu
  23 Mart 2008, Pazar   Cumhuriyetin değeri ve gençlerin önemi