|
Maalesef, yıllardır maruz bırakıldığımız "defolu yönetime" karşı, mücadele vermek zorunda kalan insanlar olarak, ortak kaderi paylaşıyoruz. Ortada, öyle bir gerçek var ki, bütün sektörler bunu müşterek olarak ortaya koymuştur. "Bu hükümetin en başta ekonomi politikalarının tutmadığı, en doğru tespitdir." Yaşadığımız çevreye ve güne bakacak olursak gördüklerimizle işittiklerimiz, anında değerlendirme yapmamıza yetiyor. Herşey ortada, KKTC'de şu anda bütün sektörler, "tam takır, kuru bakır"! Sonunda, Lefkoşa Barosu da,hukukta reformun yapılmamasını ve 29 Ocak'ta yürürlüğe giren Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasası'nda olduğunu ileri sürdükleri "avukatlar aleyhine hukuk dışı düzenlemeleri" protesto etmek için eylem kararı aldı.. Neremiz kaygısız ki? Tv ya da radyoda, hangi kanalı açsanız, vatandaşın öfkesiyle karşılaşırsınız. Kanal T'de, dün sabah, KAMU-İŞ Başkanı Sayın Ahmet Çaluda'nın konuk olduğu programı izledim. İddiları ve soruları vardı. Özel üniversitelerde ders veren milletvekilleri olduğunu iddia etti. Ayrıca milletvekili olan doktorların, mesleklerini icra ettiklerini sadece muayene değil ameliyat da yaptıklarını ve bunun yasal olmadığını dile getirdi. Vergi adaletsizliği gibi önemli noktaları da vurguladı. Umarız bu konuda yetkililer bir açıklama yapar. Programa telefonla katılan eski Tarım Bakanı Kenan Akın'ın bir başka önerisi vardı. "Bütün milletvekilleri mal varlığı beyanında bulunsun ama bunun yanında "sendika ağaları" da mal beyanında bulunsun"dedi. Tabii esas olan da, nereden buduklarını anlatsınlar. Bu görüşe, hepimiz katılıyoruz sanırım. Hatta, herkes mal beyanında bulunsun..Bu ülkede, atı alan üsküdarı geçse de, bir daha üsküdara dönemeyeceğini de bilmeli ve akla, karayı görmek istiyoruz artık. Aynı programda, Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği başkanının dile getirdiği sorunlar da tartışıldı. Harç ve vergiler yanında rüşvete de vurgu yapıldı. Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı da, geçen günkü basın açıklamasında; inşaat sektörünün alt yapısı ile bağlantılı olan birçok resmi dairenin özellikle kontrol noktasında görev yapan personeli, proje çiziminden elektriğe, telefona ve daha birçok alanda özel ve para karşılığı iş yapmakta olduğunu vurgulamıştı.. Kuraklık, başta tarımcı olmak üzere, onun ötesinde birçok sektörü de etkileyecek. Ağaçta kalan naranciye sahipleri zaten umutsuz. Mazot ve gübreye gelen pahalılık, üreticiyi otomatik olarak olumsuz yönde etkiliyor. Artık, "sütten dili yanan, yoğurdu da üfleyerek yermiş" misali üretimden de el ayak çekildi. Hani nerede o eski patates ve havuç üreticileri ? Kaç kişi kaldı üretebilen? %30 oranında doluluk oranını geçmeyen bir turizm sektörü kan ağlarken hangimiz gülebiliriz ki? Sonunda, en başta bahsettiğimiz gibi, işte çok düşündüren bir eylem kararı daha... Yargı sokağa çıkıyor.. Yani Baro Odası sokağa iniyor. Demek ki ; Bir ülkede kanunların mevcut olması o ülkenin Hukuk Devleti olduğu. anlamına gelmez Daha başka kim inecek bu sokaklara da bu toplum ciddiye alınacak acaba? Bir ülkede hukukçular bile eylem kararı almışsa! Durum çok çok vahim demektir. Hade söyleyin bakalım, hukukun üstünlüğünü bize kim anlatabilecek şimdi? Maalesef, hiç bir konuda, kesin ve net bir tavır alamayan kendinden emin olmayan bir hükümetle muhatabız. Öyle anlaşılıyor ki; kararsız hükümetin hakkından, kararlı halk gelecek. Çünkü en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Med-cezir olayları gibi ülke yönetilmez. Toplam 13 örgüt dün de eylem yaptı. Başbakanlığa yürüdü. Zamları ve çalışma saatlerini kınamak, yasalara, halka ve emeğe saygı duymayan hükümete uyarıda bulunmak amacıyle halk yine sokaklara dökülmeye başladı.. Anlaşılan ve görünen şu ki; sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin omuzlarında gümbür gümbür, iktidara gelen CTP, yine sendiklar ve sivil toplum örgütlerinin eylemleriyle, değerini bilemediği ve veremediği o makamlardan da, gümbür gümbür gidiyor.İtalya'da Cumhurbaşkanı parlamentoyu feshederek erken seçim yolunu açmış. Eh ne diyelim darısı da bizim başımıza mı ?
*** ELEKTRİK YOK AMA SAVURGANLIĞA DEVAM.. Akşamları sokağa çıktığımda gördüğüm manzarayı dile getirmeden biraz fırsat verdim. Ama baktım gördüm ki, kimsenin aklına geldiği yok .. Ana caddelerdeki, sokak lambaları direkleri üzerinde sarılı olan yılbaşı süsü neon lambalar hala yanıyor. Sanırım bu aydınlatmalardan belediyeler sorumlu. E peki ilgililer uyuyor mu? Çok yazık ..Bugün, tarih 7 Şubat 2008 Yılbaşından bu yana tam 37 gün geçti..30 gün de yılbaşı öncesinden koysak, tam 67 gündür bu ülkede her şehirde sokak lamabaları üzerine sarılmış olan yılbaşı süsü ışıklandırmalar hala her akşam yanıyor. Memlekette elektrik krizi varken, bu savurganlığın adı vurdunduymazlık değil mi ? İlgili bakanlıklar, vatandaşa gereksiz elektrik kullanımına gitmemeleri uyarısında bulunurken, kendi sorumluluklarını niye yerine getirmiyorlar? Yoksa, nasılsa o da vatandaşın cebinden ödeniyor..
|