Denktaş soruyor: Selâmet mi, felâket mi?
İsmet Kotak

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Nisan 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Lider ve de KKTC'nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gibi ben de soruyorum: Rumlarla gizli saklı mı görüşülecek? Hadi Meclis merak etmiyor ama benim adıma görüşecek olanları ben ve Kıbrıs Türkü de bilmeyecek mi? Hedef ne? Komitelerin  görevleri ne ola? Anlaşma hakları var mı? Biz bunun şeklini, yapısını,sonucunu ne zaman öğreneceğiz? Hadi biz haykırmaya devam edeceğiz, ya şu Meclisteki Milletvekilleri ve Partiler, Kıbrıs Ulusal davamızı bilmediğimiz kişilere emanet ederek evlerinde rahat uyuyacaklar mı? Bizim sabrımız kalmadı; acaba bunların sabrı hâlâ var mı?
Denktaş'a dönelim.O soruyor:
1.Görüşmeler başlıyor;hangi şartlarda ve hangi maksat için?
2.Garantiler devam edecek mi?
3.Kıbrıs'ta asker kalacak mı?
4.Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi korunacak mı?
5.İki toplumlu federasyonun oluşumundaki Kurucu Devletler, egemen devletler mi, yoksa Annan Plânında öngörülen vilâyetler mi?
6.Ruma göre bunların çoğunluğa dayanan üniter bir devlette,  idari tasarruf  olarak algılandığı, AB normları gereğince genel dolaşım, mülk edinme ve yerleşim serbestisi altında Rumların eski yerlerine dönme hakkının tanınacağı bir sistem olduğu aşikârdır. Bunu kabul ediyor muyuz?"
Ve de deneyim yüklü, dava adamı, Lider Denktaş şöyle bağlıyor:
"Sorduğumuz sorulara KKTC makamlarından ve Türk Hükümetinden tatminkâr bir yanıt gelmediği takdirde bilelim ki, gidişat selâmette değildir. Felâkettedir. Dost acı söyler. Ve biz kendimizi hem Kıbrıs'ın, hem Anavatan'ın dostu olarak görmekteyiz. Bir halkın ömür boyu verdiği, Türkiye'nin güvenliği ile ilgili bir namus ve şeref davasında endişelerimizi açıklamak gereğini duyuyoruz. Çünklü çıkılan yolun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu görüyoruz."
Ben buna ek  olarak şunları söylemek istiyorum: Cumhurbaşkanı Talat  elini bizlere kapalı tutuyor. Yandaşları ile paylaşıyor. Ana politikanın ne olduğunu bilmiyoruz. Meclisten yetki alınmadı. Hükümet kırmızı hatlarımızı açıklamadı. Ana politika belli değil. Bırakınız Cumhurbaşkanı ve Hükümetin Meclisten yetki almayışına, şimdi de yetkisiz olarak Komiteler oluşturulmakta ve geleceğimiz  emanet edilmektedir. Değil politika o Komitelerde görev yüklenenleri bilmiyoruz. Bizden, halktan saklanmaktadır. Nerede muhalefet Partileri? 
Ve de söylemeliyim: Buna KKTC Cumhurbaşkanın bile hakkı yoktur. Elbette geriye kalanlar, tavırlarını buna göre ortaya koyacaklardır. Kıbrıs Ulusal davası kimsenin tekelinde veya zilyedinde değildir...

   &&&
TÜRKİYE'NİN ÇORAPLARI
Komutan-Yazar-dost Hüseyin MÜMTAZ, yine Kıbrıs'ı yazdı; yine acı duyarak yazdı.  Ben ötekileri Türkiye'de yetkililere bırakıyorum ama Kıbrıs bölümünü buraya aktarıyorum. Sağır Sultanlar okusunlar veya duysunlar diye... İşye O yazıdan Kıbrıs bölümü:
"Türkiye'nin başına çoraplar örülüyor, rengârenk, allı-yeşilli-morlu..
Çorapların ölçü ve niteliklerini görebilmek için ancak dışarıdan bakmak gerek.
Özal zamanında Jivkov'dan kurtarmak için bir gecede kucak açtığımız 500.000 "soydaş"ın, 20 yıl sonra Bulgaristan'ın AB'ye girmesi söz konusu olunca kuru bir teşekkürü bile çok görerek arkalarına bakmadan çıktıkları "tersine göç"lerine hâlâ makûl ve mantıklı bir cevap verebilmiş değilim. 
Aynı vefasızlığın, Kıbrıs'ta da sergilenme ihtimalinin işaretleri can sıkıyor.
KKTC; önünde engel gibi gösterilen "yerleşikler", "Türk askeri" ve "Türkiye'nin uluslar arası garantörlüğü" "kamburlarından" sıyrılarak Rum'un kolunda Türkiye olmadan da AB'ye girebilmenin düşünsel alıştırmalarını mı yapıyor?
Türkiye'nin içinde olmadığı "8 Temmuz Komisyonları", Türkiye'nin garantörlüğü ve askerini nasıl konuşabilir?
"Gumbaro" Hristofiyas koltuğa oturduğu gün batıya, "Ben yoldaşım Talât ile anlaşırım, siz Türkiye'yi halledin" dememiş miydi?İlk buluşmada bunun ne demek olduğunu sormuş mudur Talât? Hristofiyas dün gene "anlaşmazlığın tek kaynağı Ankara'dır" demedi mi?
Cenevre'de kamuoyundan gizli Anayasa Konvansiyonu görüşmeleri yapılıyor, Paris'te Costas Carras'lı Magosa-Varoşa pazarlıkları yürütülüyor, CTP hükümeti kuzeyin Türk patateslerinin güneyin Rum limanlarından ihracına göz yumuyor. Böylelikle "izolasyonlar kaldırıldı" görüntüsü verilerek Türkiye'nin de limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasının yolu yapılıyor.
"Tıpkı Annan Plânı'nın gizli saklı hazırlandığı dönemi yaşıyoruz. Halktan korkanlar, peçe takarak ada dışına sızmakta ve arkamızdan iş düzmektedirler..." "Garantör" Türkiye'nin bulunmadığı Cenevre-Paris ve "arabölge" toplantılarında Türkiye'nin garantörü olduğu KKTC'nin Anayasası ve geleceği konuşuluyor.
Türkiye'de olayları seyreden bizlere de..Örülen bu çorapları giymek kalıyor.
Ayağımıza veya başımıza... "

   479 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Makarios ne söyledi ve ne yaptı?
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Türkiye'den su
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas, "tencere dibin kara" demiş
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Muhalefet partileri bu gidişe el koymalı
  13 Nisan 2008, Pazar   PAZARLIK: Dondurmalı, Carrars'lı çözüm
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Komutan Başbuğ: KKTC bir gerçektir
  11 Nisan 2008, Cuma   Komutan Başbuğ, KKTC ve kırmızı çizgilerimiz
  10 Nisan 2008, Perşembe   Yatırımı iktidar özendirir
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Bakir doğumu da reddettiler
  08 Nisan 2008, Salı   Hristofyas'ın oyun içinde oyunu