1453
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   20 Şubat 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bin dört yüz elli üç'ün bir bahar günü, Fatih Sultan Mehmet'in orduları devasa Bizans surlarına dayandığı sıralarda, surların iç kısmında aristokratlar ve avam arasında çok ciddi (!) bir tartışma vardı. Sarayın ileri gelenleri ile halkın temsilcileri bir sonraki Pazar ayininden sonra, hipodromda yapılacak "yeşiller-maviler" yarışının sonucunu, Osmanlı'nın kapıya dayanmasından çok daha fazla önemsiyordu. Benzer rahatlık bir diğer otoritede, yani   Patrikhane içerisinde de vardı, ki o aralar dini konseyin gündemi "meleklerin dişi mi erkek mi" olduğunun çözümü üstüne kurulmuştu.
***
Bizans, tarihi boyunca çok kez kuşatılmış, ancak güçlü ordular eninde sonunda geri çekilmek zorunda kalmıştı. "Bu kez de öyle olacaktır"  düşüncesi surlar içinde yaşayanları  böyle bir aymazlığa itmişti. Oysa kapının dışındaki lider tam bir deha, ordu da çok hazırlıklı idi.
***
Tamam merak etmeyin, size tarih anlatmak değil amacım. Sadece bu ara kendimizi o dönemin İstanbul halkına benzetiyorum. Bakın ekonomik bir kriz kapıda, dünya borsaları darmadağın. Bu global sorun zaten iyi gitmeyen ve yerel sorunlarla başa çıkamayan ekonomimizi perişan edecektir. Bu yetmezmiş gibi 2008 yılında toplumsal geleceğimize açılımlar katmayı amaçlayan birtakım girişimler olacağı da artık Tasos Papadopulos'un seçimi kaybetmesi ile alenen ortada. Önümüzdeki Pazar'dan sonra Kıbrıs meselesi de ısınacak. (Biliyorsunuz   bu esnada Tasos gitti. Bizim Hristofyas'çılar mutlu oldu. Laf aramızda ben "Kasulidis"çiyim, zira Annan Planı'na 'evet' diyen bir tek o idi.)
***
Peki biz ne yapıyoruz? Bunlara karşı bir hazırlığımız mı var? Yok canım biz süpermarketler  Pazar günü açık kalsın mı kalmasın mı diye tartışıyoruz.  Hem de hükümeti tüm mesaisini buna harcayacak, gazeteleri, radyo-TV programlarını tam anlamıyla dolduracak şekilde…
***
Hele hele bir ay kamuoyunu meşgul ettikten sonra, Çalışma Bakanı'nın canlı yayınlarda üstüne basa basa "Yapacağız"  demesine rağmen, hükümetin iradesizce olayı erteleme çabasına girmesine ne demeli? Herhalde hükümetimizin en çok başardığı konu zaman kaybıdır. Hatırlayınız Anayasa, Seçim Yasası için kurulan ad-hoc komiteleri ve oralarda harcanan zaman ve mesaiyi. (Sağlık yasalarına hiç değinmiyorum. O konu zaten ertelenme şampiyonluğunu kazanalı yıllar oldu.)
***
Bu aralarda sendikaların çağrıları ile nerdeyse iş ola başlatılan "mali proto-kol görüşmelerinde" hükümetçe  takınılan tavır hepsinin üstüne tuz biber ekti. Geçen yıl gördüğümüz filmin yeniden vizyona konulduğuna tanık oluyoruz.
Aynı 1453 Mayıs'ındaki Bizans (!)  gibiyiz.
***
Halk da artık tıkandı. Ümitsizlik giderek artıyor. Geçen gün bir arkadaşım konuşma esnasında aynen şöyle dedi: "Farkında mısınız? Otomobillerin arka camlarında artık eskisi kadar çok 'ümidini kesme yurdundan' yazısı yok". İşin kötüsü bu sözlerin ardından etrafı gözlemledim, maalesef çok haklıydı. Gözü hala kapalı olanlara duyurulur.

Bilseydim!

Ah! Ah! Bir bilseydim bu işin yöntemini. Kimle iş bitirmem gerektiğini. Bilseydim bu ülkede "yasa" çıkarmanın yolunu, şimdi hala Tabipler Birliği’nin başında olurdum. Hem kamuya verilen sözün tutulmasını sağlardım hem de öyle senelerce tartışmadan bir ayda işi bitirirdim.

Nasıl yapılacağını ancak şimdi öğrendim. Buradan yazayım da  benden sonrakiler de ayni yoldan gidip hata yapmasınlar. Geriye dönebilsem asla o yanlışları yapmam çünkü. İşin yolu açıkça belli  imiş.

Alırdım bir randevu çıkardım Paşanın huzuruna, "Sayın Paşam Bir sağlık yasasına ihtiyacımız var. Lütuf eder misiniz? " diye sorar onu ikna ederdim. Kısa bir çalışmanın sonunda da bunu yapar, Bakanlar Kurulu’na sunardım. Bu nereden mi çıktı şimdi? Baksanıza Güvenlik Kuvvetleri Komutanı hiç gündemde yokken, "Askerlik Değişiklik Yasa Tasarısı’nı" sundu. Hükümet de kendileri hazırlamış  havasına girip can simidi gibi    sarıldı ve bir ay içinde yasallaştırma sözü verdi.

Ah! Ah! Sakın aman, öyle Bakan’la  milletvekili ile vakit kaybetmeyin arkadaşlar. Götürün Paşaya yasayı verin. O da biraz ekleme çıkartma yapsın, sonra göndersin  Başbakan’a, görün o zaman nasıl  hemen "yasamız" olacak.

   698 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…