Barroso'nun "şiddetli" teşviki
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Şubat 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Barroso'dan Rumların yeni Başkanları Hristofyas'a "şiddetli" bir çağrı geldi. Hem de sıcağı sıcağına bir çağrı.
Barroso Hristofyas'a şöyle diyor:
"Seçilmeniz, Kıbrıs sorununda uzun süren tıkanıklığın aşılması fırsatını sunuyor... Kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya sizi şiddetle teşvik ediyorum. Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm) çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim."
Burada önümdeki duvarlara yazıyorum. Barroso'nun "güçlü telkin" dediği şey, hep orada kalacak ve Hristofyas'ın seçilmesi ile hiçbir şeyin değişmemiş olacağını görecek. AB Parlamentosu ve bütün organları, Amerika, Birleşmiş Milletler ve garantör devlet İngiltere, Hristofyas'ın seçilmesiyle çok şeyin değişeceğini umuyorlarsa çok yanılırlar. 
Barroso, Hristofyas'ın seçilmesini bir umut olarak görürken, Papadopulos'u da süreci tıkayan adam gibi görmüştür. 
Tuhaf değil mi? Bazı şeyler zamanında söylenmez, ciddi ciddi konuşulmaz, zaman geçtikten sonra her şey ortaya dökerlür. Bir süre önce Almanya'nın eski başbakanlarından Schröder özel uçağı ile Ercan'a direkt iniş yaparken onu da eleştirmiştik. Neden daha önce böyle bir davranış içine girmediğini sorgulamıştık. Görevden ayrılınca adamlar konuşuyorlar.
Burada durum daha farklıdır. Daha doğrusu farklı gibi görünür ama farklı değildir. Bu kez Barosso emekliye ayrılmadı, Papadopulos'a yol göründü. Daha önce Papadopulos'la muhabbet yumağı olan Barroso ve onun gibiler değil miydi Papadopulos'a kucak açanlar?
O zaman konuşsalardı belki Kıbrıs sorunu daha bir başka platforma kayar ve daha gerçekçi politikalar ortaya konabilirdi. 
Bence Papadopulos'un "süreci tıkayan politikacı" vasfını anlatmanın da bir anlamı kalmadı. Hristofyas süreci tıkamayacak mı? Tıkayacak.
Bizim politikacılardan Raşit Pertev şu ifadeyi kullandı Hristofyas için. Çok yerinde bir tabir bence:
Raşit Pertev, "Hristofyas, Tasos'un ambalajlısıdır" derken doğru söylemiştir. Yani birbirlerinden farkları yoktur.
Bütün dünya da Hristofyas geldi diye Kıbrıs sorunu çözümlenecek zanneder. Kimileri de "Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar çözer" diyor. Bu doğru. Ama Rumlar masadan kaçarlarsa, kırık bir plak gibi "Türk askeri adadan çıksın, sonra masaya oturalım" derlerse, "Göçmenler evlerine dönsünler" derlerse, hiçbir şey olmaz.
Yukarıda söyledim. Duvarlara bu sözlerimi yazdım. Bir gün Barroso'ya okutabilirim yazdıklarımı.
"Histofyas'tan medet umanlar ne bileyim, amiyane tabirle anasından başka birşey istemeye benzer. Papadopulos'a destek veren, Papadopulos'tan destek alan bir politikacıdan "çözümlenmiş bir Kıbrıs" bekleyebilir miyiz?
İşte Barroso'nun göremediği ayrıntı burada yatar.
Önemli olan mantıklı, akla uygun ve onurlu bir barış için ciddi ve kalıcı adımlar atılmasıdır. Onurlu barışı yüz kere yazdık çizdik. Bin kere yazdık çizdik. 
Hristofyas da Papadopulos da, hatta diğer adaylar da bütün seçim boyunca "Türk askeri adadan gitmelidir" demişlerdir.
Türk askerinin adadan gitmesini isteyenler, Annan Planı'na "hayır" diyenlerdir. Demek Türk askerinin adadan gitmesini istemeyenler yine onlardır. Kıbrıs Türkleri Türk askerinin adadan gitmesini ister gibi bir imaj doğmasın bu sözlerimden. Bilakis. Türk askerinin kalması için savaş verenlerdeniz.
Gerçek anlamda Türk askerinin bu adadan gitmesini isterlerse, adam gibi masaya oturup, onurlu bir barışa imza atarlar. Mal mülk konusunda bir dönülmezlik ortada varken, bu gerçeği de kabul etmeleri ve takas usulünü, tazminatlar konusu da kabul etmeleri gerekir. Türkiye'nin etkin garantisini kabul etmeleri gerekir.
Bırakın Barroso istediği kadar medet umsun çözümden yana.  Hristofyas da değişmedikten sonra, hangi güç çıkartabilir Türk askerini bu adadan? Herkes de biliyor ki Türk askeri anlaşmalar temelinde buradadır ve Türklerin hayat bekçiliğini, toprak bekçiliğini yapmaktadır. Bizim rahatsız olacak halimiz yok. Keşke bu iş yüz sene daha böyle gitsin. Yeter ki yattığımız yerde rahat olalım ve ölümü, silahları, katliam çukurlarını ve kayboluşu düşünmeyelim. Değil mi ki Türk askerinin gölgesinde bir güvenceli hayatımız vardır?
Bırakın Barroso'yu. Zaten onlar değil mi Kıbrıs sürecini başlatan ve süreci tıkayan? Rum yanlısı bir tutum izlemelerinin sonucu değil mi şu anda içinde bulunduğumuz durum? Tek yanlı olarak Kıbrıs'ı kendi bünyesine alan AB değil mi?
Barroso'ya selam söylesinler ve şunu desinler:
"Bay Barroso, sen bu sevdadan vazgeç. Şayet Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün en büyük mimarlarından birisinin de Hristofyas ve genelde Rumlar olduğunu söylemezsen, Rumların, Türk haklarını yiye yiye buralara kadar geldiğini dile getirmezsen, demek yanlı davranı-yorsunuz bay Barroso. Sen de ayıbını örtmek için kamuflaj yapıyorsun. Bu kafayla Kıbrıs sorunu çözümlenmez ve Rumların AB içindeki yapay duruşu, sizin için bir utanç ve bir leke olarak kalır."

   573 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi
  11 Nisan 2008, Cuma   Surlariçi "Özel Turizm Alanı"
  10 Nisan 2008, Perşembe   "Gönüllü çevrecilik" nasıl birşey?