|
Sn. Talat fizikçidir. Dolayısıyla bilir ki fizik, cisimlerin özellik ve yapılarında değişiklik yaratmadan "durumlarını" değiştiren kanunları inceler. Mesela maddenin doğadaki katı, sıvı, gaz hallerinin değişebileceğini fakat bu değişimlerin o maddelerin yapısallıklarını bozmayacağını da bilir. Su donup katı hale gelse de yine sudur. Eşyanın tabiatına zıtlık olmaz diyerek oluşturduğumuz düşünce praktisinde eğer Kıbrıs Türk halkını cümlenin içine koyarsak sonuçta deriz ki bu "fiziki yapıyı" zorla bozamazsanız. OYSA: "Türk-Rum yoktur, Kıbrıslılar vardır. Kuzey-Güney yoktur, ortak vatan vardır…" diye diye sloganlaşıp CTP'nin naturası haline getirilmiş bir devrelerin ideolojik tutumları, zaman içinde "adada iki devlet olamaz" hükmüne kadar vardırılıp siyasi soruna yansıyacak görüş haline geldikte kaos yarattı. Efkâr büyüdükçe "birleşik Kıbrıs" uğraşları saplantıya dönüştü, halen devam ediyor ve şu sıralarda da başlayan görüşmelerin mihenk taşına vuruyor. Bizse "olamaz" diyoruz! Çünkü klâsik ifadesiyle tango iki kişi ile oynanır. Rum, Türk halkını Maronitler esamesinde bir azınlık olarak niteler, çözümü kendi çoğunluğunun altında "azınlıklara" verilecek siyasi ve hukuki hakların bir tertibi olarak formüle ederken; Türk'ün, "gelin ortak vatanda Kıbrıslılar olarak yeni bir birleşik Kıbrıs sayfası açalım" ısrarı ütopyadan öte anlam ifade etmez. Görüşmelerde başarılı sonuç çıkarmak bu yüzden mümkün değildir diyoruz. Bunu öğrenmek için eğer bu görüşmelerin yapılması gerekiyorsaydı işte yapılıyor! OLAYIN DİĞER YANI: Bir kere artık karar vermeleri gerekir. "Bu adada özgür ve egemen Türk halkı olarak varoluşumuzu kendi coğrafyamıza çakmamız için hangi bağları çözüp kimden ve ne için kurtulacağız?" Rum'dan mı Türkiye'den mi? Birisi komşumuzdur kadersel kederde istesek de şerrinden kurtulamayız. Diğeri anavatanımızdır, kopamayız, onsuz var olamayız. Zorlarsak Rum'un kucağına düşmek tehlikesi var! Oysa türlü çeşitli kesimler çoktan bu tehlikeli rotaya giriverdiler. "Türkiyesiz bir Kıbrıs Türk halkını" çok daha yoğun siyasi amaç olarak benimser oldular. Rum'un ne istediğine, nasıl bir ada çözümünden yana olduğuna aldırmadan "birleşik Kıbrıs" üzerine politikalar oluşturmaya başladılar. AB bünyesine duhul eylemeyi de Türkiye'den kurtuluşun mihengi yaptılar. Hem de Rum ve Yunan politikası izdüşümünde! Sn. Talat bu görüşler kaosunu izale edip en azından asgari müştereklerde daha akıllı uslu politikalar üretip ke-simleri bunlar etrafında birleştirecek başarının Cumhurbaşkanı olamadı. Mesela Ankara ile sağladığı siyasi uzlaşıyı KKTC bünyesindeki parti ve STÖ'lere taşıyamadı. Bu konuda başlayan görüşmeler fırsat olabilirdi onu da CTP-AKEL görüşmeleri haline sokarak harcadı! KISACA: Görüşmelere parça körçe görüşlerle girildi. Hayali çözüm senaryoları yazıldı, eldeki Annan Planı kullanılmak istendi, sonradan ne menem olduğu Pertev tarafından açıklanmış 8 Temmuz anlaşması bile laf ola beri gele konumuna düşürüldü. En önemlisi hâlâ kimden ve niçin kurtulmak istenildi-ğiyle, kurtulup neyi nasıl varoluş sürecine kazıyacaklarını bilmemeleri! O zaman "Rum'un ne istediğini bilmedikleri" şüphesine de düşüyoruz. Ki hep bu nedenledir ki sürekli siyasi yanılgı içine düşüp kandırılıyorlar, sonra da halkı kandırmak durumuna düşüyorlar!
|