|
Vakti zamanında dönemin Maliye Bakanı Salih Coşar vakta ki her yıl kamu ve öğretmenler sendikaları ile masaya oturup maaşlara zam pazarlığı yapmaktan usandıydı, işte size "eşel mobil sistemi" dediydi. Hayat pahalılığı arttıkça maaşlara da otomatiğe bağlanmış sistemde zam yapılması formülü geldiydi. Bir taşla da iki kuş vurmuştu. Öncelikle sendikaların ikide birde hayat pahalılığının altında eziliyoruz haklılığına dayandırdıkları grev silahını ellerinden almış, sistemin kendisiyle de sendikalarla olagelen maaşlara zam pazarlıklarını daha uzlaşıcı bir zemine çekmişti… Ne var ki geçen zaman içinde eşel mobil sisteminin hiç kıymet-i harbiyesi yokmuş gibi işveren durumundaki hükümetle sendikalar arası pazarlıklar masası yeniden kurulmuştu… Sadece çalışanlar diliminde mesleki işlevlerinin büyüklüğü ile değil, sesleri ile tepkiselliklerinin büyüklüğü ile de öne çıkan kamu görevlileri ise her devrede ve bu nedenle bütçeden en çok payı koparan kesim olmuşlardı… KİMSELERİN ŞİKÂYETİ DE OLMADIYDI: Çünkü memleketin ekonomik çarkları şu sıralarda da sayıları on iki binlerde fiilen çalışan ve bir okadarı ile emekli olan bu kesimin maaşları ile döndü. Piyasayı etkileyen en önemli kısmını ise on üçüncü maaş mazhariyeti oluşturdu. Yani devlet bugün bütçenin yüzde sekseni denilen büyük kısmını kamuda çalışanlara, emeklilere ve yükümlülüğü altındaki ötesi kesimlere pompaladı, onlar da piyasaya aktardı… Kimsenin de şikâyeti olmadı! İhracatı nanay, üretimi şinanay, ticari ve ekonomik sektörleri yahey olan ülkede çarkları başka türlü çevirmek zaten mümkün değildi. Amma ve lâkin vergisi kâğıt üzerinde yazılı, üretimi olmadığı için devletin parasal gelir kaynağı da olamayan, sadece verilen emek karşılığı dolayısıyle ötesi tüm ticari ve ekonomik sektörlerin hazineye akıtacakları paraya konan bu kesim gitgide can sıkmaya başladı, çünkü cari giderler kaleminde bozulan piyasa dengeleri ile zıtlaşan ağır külfet haline geldi! ŞİMDİ SEYREDİYORUZ: Kim istemez daha çok parayı. Bendeniz salya koyveriyorum, keşke sendikaların yüzde on sekizlik zam isteği kabul görse diyorum. Her ne kadar yine iki yakamız bir yerde buluşmayacaksa da para paradır, yaşamın güvencesidir… Fakat, bu devlet battı! Batıran CTP hükümetidir, Ahmet Uzun maaşların alım gücünü ispat yollarında ne kadar et patates masalı anlatsa bu gerçeğin üzerini örtemez! Dört yıldır iktidarda olan bir hükümet halkın karşısına çıkıp "efendiler battık, size verecek tırnak kadar paramız yoktur" deme hakkına ise hiç sahip değildir çünkü bir hükümet kaderini yüklendiği devleti batırmak için değil, yüceltmek için iktidardır. Bu kadar basit! Ha sendikalar arsızlık yapmakta, verilemeyeceğini bildikleri halde yüzde on sekizlik zam isteği ile muzırlık çıkarmaktadırlar ayrı mesele. Tutun ki haksızdırlar. Pekala "hazine kurudu" diyen hükümet mi haklıdır? Ki son bir yıldır bu hükümete kendi kesimleri de dahil olmak üzere kim çıkıp da "haklısınız" demiştir ki? Aksine "bitirdiniz bizi" deyip grevlerden eylemlere kadar yollara dökülmeyen tek bir kesim kalmış mıdır bu ülkede? Diyelim ve gelelim sadede: Memleketi dar boğazlara düşmeden tedbir alıp örneğin halk uzlaşısı ve katılımıyla geleceklere hazırlayıp daha sağlıklı yapıya ulaştırma cehdi başkadır, "batırıp bulaştırdıktan" sonra halktan şefaat istemek daha başkadır. Birisinde iyi yönetme basiretinde anlayışla karşılanacak iyi yönetim vardır, diğerinde kötü yönetim sayesinde dara düşürülen devlet. Bu nedenledir ki ödenmesi gereken fatura varsa onu ödeyecek olan CTP-ÖRP hükümetidir.
|