|
(Önce "not" diyelim ve Başbakan Soyer'in BRT'de halka seslenişinden önce yazdığımız yazıyı, söz konusu açıklamalarını dinlememize karşın noktasına virgülüne dokunmadan olduğu gibi gazeteye postaladığımızı belirtelim.) Maliye Bakanı suskunluğuyla işi rölantiye yatırırken, hükümet çevreleri de hafiften hafiften kulakları delmeye çalışıyor. "Gelin fedakârlık yapalım!" Yapılacak fedakârlık ise malûm. "Maaşlar dondurulsun ki şu 2008'i atlatabilelim." Şimdi kokusu yeni yeni duyulmaya başladı. Sn. Başbakan'ın yanına Maliye Bakanı'nı da alarak Ankara'ya yaptığı resmi ziyaretle ilgili olarak her ne kadar "son siyasi durum, AB uyum paketine uymak için TC'nin tecrübelerinden yararlanma ve artık açık seçik belli oldu ki vuracak kuraklıkla ilgili tedbirler gündemini taşımaktadır" açıklamasıyla anlatılmışsa da asıl olayın ödemeler dengesinde yaşanan büyük sorun olduğu anlaşılmıştır. Halk diliyle yazmak gerekirse, "Hazine battı, cari giderleri karşılamak aydan aya daha bir zorlaşmakta, cicim günleri kararmaktadır!" Sn. Başbakan bu haberleri spekülatif olarak yorumlayıp dedikodusunu yapanlara çok kızdı ama Ankara'ya gitmeden önce de bir söylediği vardı: "Gökten muhtemeldir ki yağmur yağar fakat para yağmaz, kimse kimseye de beleş para vermez…" Ankara ziyareti sonrası öğrendiğimiz ise "evet AKP'li Erdoğan da beleş para vermez!" Vermez çünkü büyük iddiasına göre devri iktidarında Annan Planı'na 'evet' dedirttikleri için hem KKTC'nin dünyadaki itibarını artırmışlardır hem de sayelerinde Kuzey'i kişi başına on bin Dolar'lık ulusal gelir düzeyine çıkartmışlardır. Böylesi itibar ile refah toplumu oluş gerçekleri ortadayken doğrusu Ankara'nın KKTC'ye değil, KKTC'nin TC'ye parasal yardımda bulunması gerekir! OYSA KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL: Zaten son zamlardan da anlaşılmıştır ki hükümet dibi gözüken hazineye az biraz para akıtmak için sinekten yağ çıkarma operasyonu başlatmış, bu cümleden olmak üzere en sonunda elektrik ve gaz gibi enerjiye dayanan iki unsura zam yağdırmıştır. Rahat olmadığı da bellidir, olsaydı 2008 yılı Mali Protokolü için sendikaları çoktan görüşme masasına çağırırdı! Şimdi anlaşılan "olmayan paraya karşılık kamu görevlileri ile emeklilere nasıl yeni maaş artışlarıyla ayarlamalar yapılacağıdır." Dolayısı ile "hadi fedakarlık yapıp şu dar günleri atlatalım" telkinleri gelmeye başlamıştır. MUVAFIKTIR YAPILSIN: 'Dört yılda dört bin istihdam yapıldı' sorularına verilmeyen cevap ısrarlı iddia üzerine iki bin beş yüz olarak açıklama bulurken ve de "inşaat sektörü battı dolayısı ile biz de battık" denirken, aslında eğer sektörlerin seslerini doğru kabul ederseniz memlekette "batmayan" bir tekinin kalmadığına inanmanız ve külliyen "batmakta" olduğumuza da inanmanız gerekecektir. Dolayısı ile tek çare elbette ki kemerlerin sıkılması olacaktır. Ancak "kemer sıkma" dönemine kadar gelinmişlikteki dört yılın hesabı da verilmeli, KKTC'yi üç dört milyar Dolar GSMH lafazanlığından böylesi dar günlere kimin nasıl düşürdüğü açık seçik ortaya konmalıdır. Çünkü "devlet" raslantılar ve şanslı talihler nedeniyle değil, plan programlar içinde var olup büyür. Dün "iyi" olan bugün kötüyse, dün hesapsız kitapsız ve bonkörce savrulan paralar bugün, "dağıttık bitti" gerçeğine toslamışsa, sebep "halk" değil, devleti yönetmek iddasındaki yönetim kadrolarıdır. Hem kötü yöneteceksin batıp batıracaksın, hem de dönüp faturasını halka yazarak fedakârlık isteyeceksin… Var mı öylesi bir iktidar şekli?
|