Selçuk Veli
Eşref Çetinel

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Şubat 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Tanımanız için insanları kendilerini tanıtmaları mı gerekir?  Galiba öyle. Ki onlar ya gazete sayfalarında vardırlar imzaları ile veya ekranlardadırlar suretleriyle. Yahut hep önde koştururlar, anlarsınız ki politikacıdırlar. Bir de ya çok paralı olmalılar veya çok dolandırıcı…
Onları isimleri cisimleriyle tanırsınız, işte Kıbrıs Türk insanı dersiniz. Olmazlarsa zannedersiniz ki Türk halkı da olmaz!
Oysa asıl halk tanımadıklarınızdır. Sessiz ve suskun,  mütevekkil ve kaderci. Kimileri bir lokma bir hırka yaşarlar, bilmezsiniz. Kimileri bir ömür çalışmış hep kendinden vermiştir almadan, farkına bile varmazsınız. Görev bildikleri ile görev dendi miydi en iyisini yaparlar, sonra sessizce ve geldikleri gibi gözlerden uzaklaşıp kaybolurlar. Ne ricalarda bulunurlar ne  niyazlarda. Ve bir gün nasıl yaşadılarsa öylece giderler.
SELÇUK VELİ işte o insandı. O kadar ağırdı ki kafasındaki bilgi yükü çoğu zaman kaldıramazdı da "hadi ötekilerle paylaşayım" dedi miydi utanırdınız cehaletinizden!
İngilizce dili mi? Mükemmelin ötesinde. Entellektüelizm mi? Uzmanlığına varmışlığında. Felsefesi tarihi, Türkçesi, düşüncesi bir analitik adamdı, adamlığını saygı ve sevgide büyüten…
Çocukluğumuzda ve İkinci Dünya Savaşı'ında kentler güvenlik nedeniyle köylere taşındığında Mağusa'dan üç aile Kilitkaya'ya yerleştiydik ki annesi ve Selçuk Veli ile aynı köy evinin odalarını paylaştıydık.
Sonra İngilizce öğretmenim olduydu Namık Kemal Lisesi'nde. Ve sonra birlikte çalıştıydık Haberler Merkezi'nde. 1968'lerde Selçuk Veli, Hasan Murat, Bora Atun, Ergün Sever, Önol Atalay falan, tam iki yıl İtimat'ın arabalarıyla Lefkoşa'ya gidip geldiydik…
O arabalar Selçuk Veli sayesinde bir okul sınıfı olurdu. Ve her sabah başlayan tartışma ile atışma tutun ki Sokrates'in öğrencilerine öğretilerine nazire sürerdi.
Ben Avrupa'nın ne olduğunu, çağdaşlıkla medeniyet iddiasındaysak nasıl yönetimlerle yöneticilere sahip olmamız gerektiğini Selçuk Veli'den öğrendiydim önce. İngilterelerde okumuştu. Ve bugün türlü çeşitlisiyle tartışıp yeriyoruz ya bozuk düzenleri,  bizler 1968'lerde düzenler kuruyorduk Veli'nin sayesinde, bugün bile kuracağım diyenlerin akıllarının yetmediğince…
HİÇ ABARTMIYORUM:  Hep yazıp söylerim. Geçen gün 1974'lerden sonra KKTC'ye üç yaşında gelmiş bir TC'li ile konuşuyordum. Ben ki beş dakika dinlemeye tahammülüm yok, "doğrudur" diyerek bir saat dinleyiverdim adamı. Ve öğrendim ki dışımızda insanlar vardır, bizden çok ileri!
Onları hiç bilmezsiniz. Zaten bilip öğrenmeyesiniz diye özellikle kaçırırlar gözlerden, uzaklaştırırlar çünkü politikacılar "bilen gören insan değil, evet efendim diyen insanları isterler" yanlarında, idare edilmeleri kolay olduğundan bir, hangi kalıba soksanız onun şeklini aldıklarından iki!    Oysa Selçuk Veli'ler gibiler kalıpların adamları değiller.
Çok tanımamanız hiç önemli değildir. O görevini TMT saflarında da BRT'de de eğitimde de yapan adamdı. Binlercesi yapan tanımadığımız insanlarımız gibi.  Her karşılaştığımızda hep birbirimizi çok iyi anlayan iki dost olarak konuştuk…  Allah rahmet eylesin.

   522 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nail Atalay ve BM'de on buçuk yıl
  17 Nisan 2008, Perşembe   Bu ne gizlilik - su - ve pirinçle bulgur
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Yağma yok, başaramayacaksınız
  15 Nisan 2008, Salı   Gariban Rum politikası ve DAÜ ile LAÜ
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Nesine gülelim ve eğitimde yeni fasarya
  13 Nisan 2008, Pazar   Hükümet etmek zor zanaattır
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Ne büyük siyasetler
  11 Nisan 2008, Cuma   "Ne oldu ama? Bir türlü anlayamıyorum!"
  10 Nisan 2008, Perşembe   Bu hallerdir ki korkutuyor bizi
  09 Nisan 2008, Çarşamba   Eraslan'ın atraksiyonları