|
Bir belgesel adı... Kısaca Al Gore (esas adı, Albert Arnold Gore Jr.) olarak tanınan ABD'li bir siyaset ve işadamının 2007 yılında Nobel Barış Ödülü almış belgeseli... Belgeselin asıl adı, An Inconvenient Truth... İnsanlığın kendi eliyle yaşadığı dünyasını yok etmeye adım adım yaklaştığını gösteren bir belgesel film... 2006 yılında vizyona giren ve günümüze kadar Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde gösterilen belgesel, elimizle kirlettiğimiz, yok ettiğimiz dünyamızda gerçekleşen dramatik küresel ısınmaya ve iklimsel değişikliklere dikkat çekmekte... Aslında bizlere insanlığın ne kadar çıkarcı... Bencil... Paylaşmayı bilmeyen... Ve istemeyen yönünü hatırlatmakta... Yani, kendimizle yüzleşmemizin önemli olduğunu vurgulamakta... Zira "insan" demek; saygı demek... Sevgi demek... Paylaşma demek... 2000 yılında seçimi şaibeli bir şekilde kaybeden ve siyasetten çekilen Al Gore, çabalarını "küresel ısınma" konusunda yoğunlaştırdı. Dünyanın birçok merkezlerinde verdiği konferanslar sayesinde, insanlık neslinin karşılaşabileceği en büyük tehlikenin yavaş yavaş geri dönülmez bir yola girmeden önce insanlığın; Neleri yapması... Nelere karşı gelmesi... Nelerle mücadele etmesi gerektiğini açıkça ifade etmekte... Ayrıca bilimsel bir titizlikle hazırlanan belgeselin içerinde, küresel ısınma konusundaki başta ABD olmak üzere diğer bazı büyük (Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, Avusturalya gibi) devletlerin bu konudaki yalan, yanlış değerlendirmelerine de değinilmekte ve çürütmektedir. Aslında "küresel ısınma" ile ilgili tezler 1988 yılında ABD'de yapılan toplantıdan sonra yankı buldu. NASA'ya bağlı olarak çalışan iklim uzmanı James Hansen, 1988'de katıldığı bir toplantıda sera gazlarının etkilerinden bahsederken, kuraklıkların, sellerin ve daha farklı doğal olayların artma olasılıklarını gözler önüne serdi. Aslında Kyoto Protokolü'nün acilen gündeme getirilmesi 1880'li yıllardan, fosil yakıtlarının yoğun kullanıma girdiğinden beri bazı bilimadamlarınca getirilse de, özellikle 1988 yılında Vandana Shiva'nın (dünyaca ünlü çevre ve ekoloji düşünürü, araştırmacı ve aktivist) da dediği gibi, "bundan üç yıl önce Etiyopya ve Sudan'da binlerce kişinin açlıktan ölmesi Kuzey hükümetlerinin çölleşmeyi ve kuraklığı acil küresel çevre sorunları olarak değerlendirerek harekete geçmeleri için yeterli olmamıştı.… Ne de olsa ölümler Afrika'da, 'dışarılarda bir yerlerde' olmuştu." diye özetlediği görüşü açıkca gözler önüne sermektedir. Bu yıl ülkemizde yaşanan aşırı kuraklık bir çoğmuzun küresel ısınmayla ilgili görüşlerini pekiştirmişe benziyor. Ama şu soruyu da kendi kendime sormaktan edemeyeceğim. Görülmektedir ki ülkemizde dahil olmak üzere siyaset kulvarında var olanların bir gün siyasetten çekildikleri andan itibaren kendilerini çevre sorunlarına ve benzerlerine adadıkları açıkca izlenmektedir. Ancak şimdiki yöneticilerimizin siyasetten çekilmelerini bekleyecek kadar zamanımızın olamaya(bileceğini)cağını da bilerek halen daha dağlarımızı siteler ve villaların çakıl taşları adına hoyratsızca delinmesine, Sahillerimizin maddi çıkarlar adına parsellenmesine, Alçak orman arazilerimizin de yabancı sermayaye peşkeş çekil-mesine ses çıkarmayanların dahi etkileneceklerini hatırlatmakta yarar bulunmaktadır. Yaşanabilir bir çevrenin "insan" olunmakla eşdeğer olunabilineceğini gösterebilen siyasetçilere ithaf olunur bu yazı... Tabii ki burada bulunabilineceğine inancınızı halen daha taşıyorsanız... Saygılarımla...
|