Kıbrıs Türk’ünün yegane yaşam bulabileceği zemin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, veya kendi egemen devletidir. İki eşit ayrı devletten oluşacak bir konfederal yapı egemenliklerin kısmi devri ile yaşam bulabilir. Önemli olan Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğini tayin etme hakkının hiçbir zaman elinden alınamamasıdır.
Hristofyas başkanlığındaki yeni Rum Yönetimi öncekilerin devamı niteliğindedir. Yıllardır tüm Rum Yönetimi Başkanları, Akel Partisi’nin desteği ile seçilmekte, Ulusal Konsey kararları Rum tarafının kırmızı çizgilerini belirlemektedir. Enosis artık hedef değildir dense de, Yunanistan’ın da üye olduğu AB içerisindeki birliktelikleri Enosis anlamındadır. Bu gerçeği zamanın Yunan Başbakanı Costas Simitis o günlerde Güney Kıbrıs’ı ziyaretinde ‘Enosis’i başardık’ açıklamasında bulunarak Eokacıları selamlamıştı.
Kıbrıs Türk’ünün ekonomik varlığı da kendi egemen yönetimiyle mümkündür. Bunun için devlet olgusu fevkalade önemlidir. Önşartlar halkımızın varlığı, toprağının olması ve kendi kendini yönetebilmesidir. Birleşik Kıbrıs’ta toprağımızın mülk hakkı ada sathında dağıtılacaksa, halkımız yine göçmen edilecekse ve Rum çoğunluğun insafına terk edileceksek ne siyasi nede ekonomik varlığımızın sürdürülebilmesi mümkün değildir.
Şahsen hain edebiyatına hiç inanmadım. Herkesin görüşlerine saygı duydum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin güvencesi altında yaşam bulduğumuz KKTC’nin acımasızca eleştirilmesini, her fırsatta olumsuzlukların ön plana çıkartılmasına tepki duydum. Yine de herkesin görüşünü saygıyle karşılarım fakat bu iyi niyet istismar edildiğinde ‘dur’ demesini de biliriz. Medya’nın sorumluluğunda ‘denge’ unsuru sağlanırken enayi durumuna düşürülmek hiç de hoş olmamıştır.
Son zamanlarda KKTC’de bazı marginal gruplar temsiliyet haklarının çok ötesinde seslerini duyurma fırsatı yakalamışlardır. Seçilmişlerin, siyasi parti temsilcilerinin siyasal yaşamımıza katkı koymaları zaten çok seslili demokratik ortamın bir zenginliğidir. Ama seçilmemiş, siyasi hareketin ve yaşamın parçası olmayanların ön cephelerde varlık göstermeleri tasvip edilemez.
Hele hele ulusal meselelerde seçilmiş kişilerin önüne geçerek karşı tarafın en üst düzeydeki kurmayları ile görüşme yapmaları kabul edilebilir değildir. Bu kişilere medyanın ‘prime’ time da saatlerce söz hakkı vermesi de doğru değildir. Temsil ettikleri marginal zümre sadece çok küçük bir azınlık olup, ön cephelerde söz hakkı talep etmeleri temsiliyet esasına dayalı demokratik yönetim biçimine terstir.
Biz Kıbrıs Türk halkının her zaman, her şart ve koşulda ‘adil’, ‘kalıcı’ ve ‘kapsamlı’ bir çözümden yana ve bu hususta samimi olduğuna inanmaktayız. Bu mücadelesinde Kıbrıs Türk halkı, Anavatan’ı Türkiye Cumhuriyeti ve O’nun Silahlı Kuvvetleri ile müşterek bir siyasi duruş sergilemektedir. Önemli olan iki devlet, iki halk ve iki demokrasiyi içeren ‘kırmızı çizgilerimizin’ inanç ve kararlılıkla korunabilmesidir. Nitekim son zamanlarda, özellikle de Annan Planı referandumu sonrasında bu husus Anavatan Türkiye’nin en yetkili ağızlarından da her vesileyle dile getirilmektedir.
Rum tarafına bakıldığında samimiyetten uzak, Kıbrıs Türk’ünün yaşamsal hassasiyetlerinin ve güvenlik endişelerini dikkate almaya hiç niyeti olmayan bir siyasi liderlik ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. Müzakere süreci için oluşturulan komitelere başarılar dilerken ‘kırmızı çizgilerimizin’ olması gerektiğini önemsemelerini hatırlatmak isterim.